Türk Medeni Kanunu sistematiğinde mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar arasında kendiliğinden meydana gelen miras ortaklığı, elbirliği mülkiyeti esasına dayanması ve bu esasın zorunlu kıldığı oy birliği ilkesi sebebiyle terekedeki malvarlığı unsurlarının idaresinde ve tasarrufunda sıklıkla hukuki ve fiili tıkanıklıklara yol açmaktadır. Kanun koyucu, mirasçıların anlaşamaması veya terekedeki hakların tehlikeye düşmesi hallerinde bu kilitlenmeyi aşmak, tereke değerlerinin kaybını önlemek ve terekedeki hukuki sürekliliği temin etmek amacıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesinin üçüncü fıkrasında miras ortaklığına temsilci atanması müessesesini ihdas etmiştir. Tüzel kişiliği bulunmayan miras ortaklığının işlevselliğini sağlayan ve gücünü doğrudan kanun ile sulh hukuk mahkemesi kararından alan tereke temsilcisi; terekedeki taşınır ve taşınmazların idaresinden ticari işletmelerin ve şirket hisselerinin yönetimine, aktif ve pasif dava ehliyetinin üstlenilmesinden borçlandırıcı işlemlerin yürütülmesine kadar geniş bir yetki ve sorumluluk alanına sahiptir. Bu inceleme; elbirliği mülkiyetinin getirdiği sınırlandırmalar karşısında tereke temsilcisinin hukuki statüsünü, temsilcinin re’sen yapabileceği olağan yönetim işleri ile sulh hukuk mahkemesinin özel iznine tabi olan olağanüstü tasarruf işlemlerinin sınırlarını, temsilcinin borçlandırma yetkisinden doğan sorumluluk rejimini, mirasçıların askıya alınan bireysel hak ve yetkilerini, vesayet makamının denetim yetkisini ve temsilcinin görevinin sona erme usullerini akademik ve bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır.
1. Miras Ortaklığının Hukuki Niteliği ve Elbirliği Mülkiyeti Esasları Çerçevesinde Tereke Temsilciliği Müessesesi
Elbirliği Mülkiyetinin Temel Esasları ve Oy Birliği İlkesi
Türk Medeni Kanunu sistematiğinde mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar arasında kendiliğinden bir miras ortaklığı meydana gelir. Kanun koyucu bu ortaklığı elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet) esasına dayandırır. Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların terekedeki haklar ve borçlar üzerinde belirli, bağımsız veya ayrılmış payları bulunmaz. Mirasçılar terekedeki tüm malvarlığı unsurlarına paydaş olarak değil, ortak olarak sahip olurlar. Bu hukuki durum, mirasçıların terekedeki her bir hak ve nesne üzerinde oy birliği ile hareket etmesini zorunlu kılar.
Elbirliği mülkiyetinin doğal sonucu olarak, terekeden bir malın satılması, kiralanması, devredilmesi veya terekedeki bir alacağın tahsili gibi tüm hukuki ve fiili işlemler oy birliği gerektirir. Tek bir mirasçının bile muhalefet etmesi, terekeye ait bir işlemin yapılmasına engel teşkil eder. Kanun koyucu, mirasçılardan herbirinin onayını arayarak mülkiyet hakkını korumayı amaçlar; ancak uygulamada bu durum terekedeki malvarlığının atıl kalmasına, değer kaybetmesine ve hak kayıplarına yol açabilmektedir.
Miras Ortaklığının (Miras Şirketi) Tüzel Kişiliğinin Bulunmaması Sorunu
Hukukumuzda “miras şirketi” veya “miras ortaklığı” olarak adlandırılan yapı, bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip değildir. Miras ortaklığı, kendi adına hak kazanma, borç altına girme veya taraf olma ehliyetini haiz değildir. Hakların ve borçların gerçek süjesi doğrudan mirasçıların kendisidir. Tüzel kişiliğin yokluğu, miras ortaklığının üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde ve mahkemeler nezdinde ciddi hukuki karmaşalar yaratır.
Miras ortaklığının tüzel kişiliği bulunmadığı için üçüncü kişiler davanın tarafı olarak doğrudan “miras ortaklığını” gösteremezler. Aynı şekilde miras ortaklığı adına doğrudan bir sözleşme akdedilemez. İşlemlerin tüm mirasçılar tarafından birlikte yapılması zorunluluğu, çok mirasçılı veya mirasçıların farklı yerlerde ikamet ettiği durumlarda yönetimi imkansız hale getirir. Kanun koyucu, tüzel kişiliği bulunmayan bu ortaklığın işleyişini sağlamak ve kitlenmeyi önlemek amacıyla “tereke temsilcisi” kurumunu ihdas etmiştir.
Elbirliği Mülkiyetinden Doğan Kilitlenmeler ve Tereke Temsilcisine Duyulan İhtiyaç
Mirasçılar arasındaki kişisel anlaşmazlıklar, iletişim kopuklukları veya mirasçılardan birinin ulaşılamaz olması, miras ortaklığının karar almasını tamamen durdurabilir. Terekedeki bir taşınmazın tamiratı, kiralarının toplanması, son günü yaklaşan bir davanın takibi veya zaman aşımına uğrama riski taşıyan bir alacağın icraya konulması gibi acil durumlarda oy birliğinin sağlanamaması terekeyi zarara sokar.
İşte tereke temsilciliği müessesesi, miras ortaklığının tüzel kişiliğe sahip olmamasından ve elbirliği mülkiyetinin getirdiği oy birliği katı kuralından doğan bu tıkanıklığı aşmak için devreye girer. Tereke temsilcisi, mirasçıların iradelerinin kilitlendiği noktalarda kanundan veya yargıç kararlarından aldığı yetkiyle terekeyi yönetir, hakları korur ve üçüncü kişilere karşı miras ortaklığının işlevselliğini sürdürür.
Soru: Mirasçılar terekedeki bir gayrimenkulün kiralanması konusunda uzlaşamıyorsa, her bir mirasçı doğrudan mahkemeye giderek kiralama davası mı açmalıdır, yoksa tereke temsilcisi atanmasını mı istemelidir?
Hukukumuzda mirasçılardan birinin oy birliği olmadan tek başına tereke adına yönetim işlemi yapma yetkisi bulunmaz. Kiralama gibi olağan yönetim işlerinde mirasçılar uzlaşamıyorsa, mirasçı doğrudan mahkemeye başvurarak yetki talep etmek yerine Türk Medeni Kanunu kapsamında sulh hukuk mahkemesinden miras ortaklığına bir temsilci atanmasını talep etmelidir. Mahkemenin atayacağı tereke temsilcisi, mirasçıların oy birliği kararına gerek kalmaksızın terekenin menfaat doğrultusunda kiralama işlemini bizzat gerçekleştirir.
2. Türk Medeni Kanunu Madde 640/3 Uyarınca Tereke Temsilcisinin Atanma Şartları, Usulü ve Hukuki Statüsü
4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 640 Hükmünün Yasal Metni ve Analizi
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 640 hükmü, miras ortaklığının hukuki çerçevesini ve bu ortaklığa temsilci atanmasının yasal dayanağını açıkça düzenlemektedir. İlgili kanun maddesinin tam metni şu şekildedir:
“Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler.”
TMK Madde 640/3 fıkrası, temsilci atanmasının temel ilkesini ortaya koyar. Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, temsilci atanması için tüm mirasçıların ortak kararı gerekmez; mirasçılardan sadece birinin talebi yeterli görülür. Temsilcinin görevi, mirasın açılmasından paylaşmanın kesinleşmesine kadar geçen süreçle sınırlıdır.
Tereke Temsilcisi Atanmasında Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Yargılama Usulü
Tereke temsilcisi atanması taleplerinde görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise ölen kişinin (muris) son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesidir. Yetki kuralı kamu düzeninden olup, mahkemece resen dikkate alınır.
Tereke temsilcisi atanması talebi, çekişmesiz yargı işi niteliğindedir. Bu nedenle yargılama basit yargılama usulüne tabidir. Mahkeme, temsilci atanmasını gerektiren haklı nedenlerin varlığını (mirasçılar arası uyuşmazlık, tereke mallarının bakımsız kalması, devam eden davalar vb.) inceler. Yargıç, durumun aciliyetine ve terekedeki malvarlığının büyüklüğüne göre duruşma açarak veya evrak üzerinde inceleme yaparak karar verebilir. Temsilci atanması kararına karşı mirasçılar kanun yoluna başvurabilir.
Tereke Temsilcisi Olarak Atanabilecek Kişilerin Nitelikleri ve Hukuki Statüsü
Sulh hukuk mahkemesi yargıcı, tereke temsilcisi olarak atayacağı kişiyi seçerken geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Yargıç, mirasçılardan birini temsilci olarak atayabileceği gibi, tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişiyi veya bir hukukçuyu (örneğin bir avukatı) da temsilci olarak görevlendirebilir. Terekedeki malvarlığının niteliği, boyutu ve karmaşıklığı bu seçimde belirleyici rol oynar.
Tereke temsilcisi, mirasçıların vekili veya temsilcisi statüsünde değildir. Temsilci, gücünü doğrudan kanundan ve mahkeme kararından alan, organ benzeri kendine özgü (sui generis) bir hukuki statüye sahiptir. Temsilci, mirasçıların talimatlarıyla bağlı değildir; tam aksine kanunun ve mahkemenin çizdiği sınırlar dahilinde terekenin menfaatlerini bağımsız bir şekilde korumakla yükümlüdür.
Soru: Mirasçılar toplam beş kişiden oluşuyorsa ve dört mirasçı temsilci atanmasına karşı çıkıyorsa, tek bir mirasçının mahkemeye başvurusu ile tereke temsilcisi atanabilir mi?
Evet, atanabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 640/3 fıkrası gayet açıktır: “Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.” Kanun koyucu oy çoğunluğu veya oy birliği şartı aramamıştır. Diğer dört mirasçı karşı çıksa dahi, başvuruda bulunan tek bir mirasçı terekede uyuşmazlık bulunduğunu veya yönetimsizlik nedeniyle zararın doğabileceğini ispatladığı takdirde hakim temsilci atama kararı verir.
3. Tereke Temsilcisinin Yönetim Yetkisinin Kapsamı ve Terekedeki Malvarlığı Unsurlarının İşletilmesi
Terekeye Dahil Taşınır ve Taşınmaz Malların İdaresi
Tereke temsilcisi, atandığı andan itibaren terekede yer alan tüm taşınır ve taşınmaz malların fiili ve hukuki zilyetliğini devralır. Temsilci, terekedeki gayrimenkullerin fiziksel bütünlüğünü korumak, bakım ve onarımlarını yaptırmak, emlak vergilerini ödemek ve bu malların boş kalarak değer kaybetmesini önlemek zorundadır.
Taşınmazların kiraya verilmesi, mevcut kira sözleşmelerinin takibi, kira bedellerinin artırılması veya kira ödemeyen kiracıların tahliyesi işlemleri tereke temsilcisinin yönetim yetkisine dahildir. Aynı şekilde terekedeki araçlar, ziynet eşyaları veya tarım arazileri gibi taşınır malların muhafazası ve amaca uygun şekilde işletilmesi sorumluluğu da temsilciye aittir. Temsilci, bu idari işlemleri yaparken basiretli bir yöneticinin özenini göstermek zorundadır.
Ticari İşletmelerin, Şirket Hisselerinin ve Banka Hesaplarının Yönetimi
Miras bırakanın ardında bir ticari işletme veya şirket hisseleri bırakmış olması durumunda tereke temsilcisinin sorumluluğu daha da kritik hale gelir. Terekedeki ticari işletmenin faaliyetlerinin durmaması, işçi ücretlerinin ödenmesi, vergi borçlarının takibi ve ticarî ilişkilerin sürdürülmesi için temsilci işletmeyi bizzat veya atayacağı nitelikli müdürler eliyle yönetir.
Sermaye şirketlerindeki (Anonim ve Limited şirketler) hisselere ilişkin olarak tereke temsilcisi, genel kurul toplantılarına katılma, oy kullanma, kar payı talep etme ve şirket organlarının iptali davalarını açma yetkisini elinde bulundurur. Ayrıca, müteveffanın bankalardaki mevduat hesapları, yatırım araçları ve borsa hisseleri üzerindeki tek yetkili idareci tereke temsilcisidir. Mirasçılar temsilci atandıktan sonra doğrudan bankalara başvurarak hesaptan para çekemezler.
Tereke Alacaklarının Tahsili ve Hak Hak edişlerin Takibi
Miras bırakanın üçüncü kişilerden olan tüm alacaklarını takip etmek ve tahsil etmek tereke temsilcisinin yetki ve görev alanındadır. Temsilci, zaman aşımı veya hak düşürücü sürelere tabi alacaklar için ihbarnameler gönderir, icra takipleri başlatır ve tahsil edilen paraları tereke adına açılan özel banka hesabına yatırır.
Aynı zamanda miras bırakanın sağlığında hak kazandığı ancak tahsil edemediği kamusal hak edişler, sigorta tazminatları, telif hakları veya kamulaştırma bedelleri gibi malvarlığı değerlerinin takibini de temsilci yürütür. Temsilci, topladığı tüm gelirleri ve yaptığı harcamaları düzenli bir muhasebe kaydı altında tutarak mahkemeye ve mirasçılara hesap vermekle yükümlüdür.
Soru: Mirasçılardan birinin kişisel borcu nedeniyle alacaklılar tereke temsilcisinden terekedeki bir taşınmazın satılarak borcun ödenmesini isteyebilir mi?
Hayır, isteyemez. Tereke temsilcisi, miras ortaklığının ve tereke malvarlığının temsilcisidir; mirasçıların şahsi borçlarının muhatabı değildir. Tereke temsilcisinin temel görevi terekeyi korumaktır. Mirasçılardan birinin bireysel borcu için tereke malvarlığı doğrudan satılamaz. Alacaklılar ancak ilgili mirasçının terekedeki tasfiye sonundaki payına haciz koydurabilir. Temsilci, mirasçının kişisel borçları için tereke bütçesinden hiçbir ödeme yapamaz ve satım işlemi gerçekleştiremez.
4. Tereke Temsilcisinin Tasarruf Yetkisinin Sınırları: Olağan Yönetim İşleri ile Olağanüstü Tasarruf İşlemleri Ayrımı
Olağan Yönetim İşlemleri ve Temsilcinin Re’sen Hareket Etme Sınırı
Tereke temsilcisinin yetkileri “yönetim” ve “tasarruf” işlemleri olarak iki ana grupta toplanır. Temsilci, olağan yönetim işlerini yürütürken kimsenin iznine veya onayına ihtiyaç duymadan re’sen (kendiliğinden) hareket eder. Olağan yönetim işleri; tereke mallarının değerini korumaya, olağan koruma önlemlerini almaya ve günlük işletim ihtiyaçlarını karşılamaya dönük adımlardır.
Olağan yönetim işlerine örnek olarak; terekedeki dairelerin rutin bakımlarının yaptırılması, kiraların tahsil edilmesi, terekedeki gayrimenkullerin emlak ve çöp vergilerinin ödenmesi, terekedeki binanın zorunlu sigortalarının yaptırılması ve zaman aşımını kesecek icra takiplerinin açılması gösterilebilir. Temsilci bu işlemleri yaparken mahkemeden ek yetki almak zorunda değildir.
Olağanüstü Tasarruf İşlemleri ve Sulh Hukuk Mahkemesinden İzin Alma Zorunluluğu
Tereke temsilcisinin yetkisi sınırsız değildir. Temsilci, terekedeki malvarlığının hukuki veya fiili kaderini değiştiren, terekeyi ağır borç altına sokan ya da mülkiyet yapısını etkileyen “olağanüstü tasarruf işlemlerini” tek başına yapamaz. Bu tür işlemler için temsilcinin mutlaka kendisini atayan Sulh Hukuk Mahkemesinden özel izin alması zorunludur.
Olağanüstü tasarruf işlemlerinin başlıcaları şunlardır:
- Terekedeki bir taşınmazın satılması, takas edilmesi veya bağışlanması,
- Taşınmazlar üzerinde ipotek, intifa veya sükna gibi sınırlı ayni hakların tesis edilmesi,
- Tereke adına bankalardan kredi çekilmesi veya tereke mallarının rehin verilmesi,
- Uzun süreli ve terekeyi bağlayıcı nitelikteki kira veya inşaat sözleşmelerinin (örneğin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi) akdedilmesi,
- Terekedeki önemli bir alacaktan feragat edilmesi veya sulh olunması.
Mahkeme izni alınmadan yapılan olağanüstü tasarruf işlemleri askıda hükümsüzdür ve terekeyi bağlamaz.
Terekedeki Hakların Korunması Amacıyla Acil Durumlarda Alınacak Tedbirler
Gecikmesinde sakınca bulunan ve beklenilmesi halinde terekeyi telafisi imkansız zararlara uğratacak acil durumlarda, temsilcinin yetki sınırları esnekleşir. Örneğin, terekedeki tarım ürünlerinin çürüme riski taşıması, terekedeki canlı hayvanların telef olma tehlikesi veya bir taşınmazın yıkılma riski karşısında temsilci, mahkeme iznini beklemeksizin satış veya onarım adımlarını atabilir.
Ancak temsilci, bu tür acil tasarrufları gerçekleştirdikten hemen sonra durumu gerekçeleriyle birlikte sulh hukuk mahkemesine bildirmek ve yapılan işlemi mahkemenin onayına sunmakla yükümlüdür. Aksi takdirde doğacak zararlardan şahsen sorumlu olur.
Soru: Tereke temsilcisi, tereke borçlarını kapatmak gerekçesiyle terekedeki bir arsayı mahkemeye sormadan doğrudan tapuda üçüncü bir kişiye satabilir mi?
Hayır, satamaz. Taşınmaz satışı ve ipotek tesisi açıkça olağanüstü tasarruf işlemi niteliğindedir. Tereke temsilcisinin tapuda devir veya ipotek işlemi yapabilmesi için atandığı sulh hukuk mahkemesine dilekçe ile başvurup gerekçeli bir “satış izin kararı” alması zorunludur. Mahkeme izni olmaksızın tapuda yapılan devir işlemleri sakattır ve terekedeki mirasçılar bu satışın iptali için tapu iptal ve tescil davası açabilirler.
5. Tereke Temsilcisinin Dava ve Taraf Ehliyeti: Miras Ortaklığı Adına Dava Açma, Davayı Takip ve Husumet Yöneltilme Yetkisi
Tereke Temsilcisinin Aktif ve Pasif Dava Ehliyetinin Hukuki Temelleri
Tereke temsilcisi atandığı andan itibaren, miras ortaklığının tüzel kişiliği bulunmamasından kaynaklanan tüm taraf ehliyeti sorunları çözüme kavuşur. Temsilci, terekeye ait hakları korumak, alacakları tahsil etmek veya ecrimisil talep etmek için “aktif dava ehliyetine” sahip olur. Dava dilekçesinde davacı olarak doğrudan temsilcinin adı ve sıfatı (Örn: X Tereke Temsilcisi Y) yazılır.
Aynı şekilde, üçüncü kişilerin terekeye karşı yönelteceği tüm taleplerde ve açacağı davalarda temsilci “pasif dava ehliyetine” sahiptir. Üçüncü kişiler tüm mirasçıları tek tek davalı göstermek yerine doğrudan tereke temsilcisine husumet yönelterek davalarını açabilirler. Temsilci, mahkemelerde terekeyi tek başına temsil eder ve savunur.
Mirasçılar Tarafından Açılmış Davalara Tereke Temsilcisinin Katılması ve Davayı Devralması
Tereke temsilcisi atanmadan önce mirasçılardan biri veya birkaçı tarafından tereke haklarını korumak amacıyla açılmış davalar bulunabilir. Hukukumuzda elbirliği mülkiyeti nedeniyle tüm mirasçıların davaya katılması (mecburi dava arkadaşlığı) veya muvafakat vermesi gerekir. Muvafakat sağlanamadığı için durma noktasına gelen davalara tereke temsilcisi müdahil olabilir.
Tereke temsilcisi utandığında, mahkeme davayı yürüten mirasçılara temsilciyi davaya dahil etmesi için süre verir. Temsilci davaya onay verdiğini beyan ettiği veya davayı bizzat devraldığı (ele aldığı) andan itibaren, mirasçıların davadaki eksik taraf ehliyeti tamamlanmış olur. Böylece dava taraf yokluğu nedeniyle reddedilmekten kurtulur ve esastan görülmeye devam eder.
Üçüncü Kişilerin Terekeye Karşı Açacağı Davalarda Husumetin Temsilciye Yöneltilmesi
Miras bırakanın borçları, sözleşmesel taahhütleri veya haksız fiillerinden doğan tazminat yükümlülükleri için üçüncü kişiler tarafından açılacak davalarda husumet doğrudan tereke temsilcisine yöneltilir. Temsilci atandıktan sonra dava dilekçesinin tüm mirasçılara ayrı ayrı tebliğ edilmesi zorunluluğu ortadan kalkar.
Temsilci, tebligatları almaya, davaya cevap vermeye, delil sunmaya, bilirkişi raporlarına itiraz etmeye ve kanun yollarına başvurmaya yetkilidir. Temsilcinin yürüttüğü bu yargılama süreçleri sonucunda verilecek mahkeme kararları ve hükümler doğrudan tüm miras ortaklığını ve dolayısıyla tereke malvarlığını bağlar.
Soru: Mahkemece bir tereke temsilcisi atandıktan sonra, mirasçılardan biri temsilciyi devreden çıkararak terekedeki bir taşınmaz için üçüncü kişiye karşı ecrimisil (işgal tazminatı) davası açabilir mi?
Hayır, açamaz. Tereke temsilcisi atandığı andan itibaren mirasçıların tereke adına dava açma ve dava takip yetkileri askıya alınır. Temsilci varken mirasçıların bireysel olarak tereke hakları için dava açma ehliyeti bulunmamaktadır. Mirasçı, davanın açılmasını istiyorsa durumu tereke temsilcisine bildirmelidir. Temsilci dava açmaktan kaçınırsa, mirasçı temsilciyi görevlendirmesi veya azletmesi için sulh hukuk mahkemesine başvurabilir; ancak kendisi doğrudan dava açamaz.
6. Tereke Temsilcisinin Borçlandırma Yetkisi ve İşlemlerinden Doğan Tereke Borçlarından Sorumluluk Rejimi
Tereke Temsilcisinin Tereke Adına Borç Altına Girme Yetkisinin Sınırları
Tereke temsilcisi, terekeyi yönetirken ve muhafaza ederken üçüncü kişilerle hukuki işlemler gerçekleştirir. Temsilcinin tereke adına üstlendiği borçlandırıcı işlemler, kural olarak olağan yönetim sınırları içerisinde kalmalıdır. Temsilci, terekedeki gayrimenkullerin onarımı, vergilerin ödenmesi, terekedeki ticari işletmenin hammadde alımı veya sigorta primlerinin yatırılması gibi hallerde tereke hesabından borçlandırıcı işlem yapma yetkisini haizdir.
Olağan yönetimi aşan nitelikteki kredi çekme, kefil olma veya tereke mallarını teminat olarak gösterme gibi işlemlerde ise temsilcinin tek başına borçlandırıcı işlem yapma yetkisi bulunmaz. Temsilci, bu tür işlemlerde mahkeme izni alarak hareket etmek zorundadır. Yetki sınırları aşılarak yapılan borçlandırıcı işlemler, usulüne uygun onay alınmadıkça tereke malvarlığını doğrudan bağlamaz.
Temsilcinin Yaptığı Hukuki İşlemlerden Doğan Borçların Hukuki Niteliği
Tereke temsilcisinin görevi sebebiyle yetkisi dahilinde yaptığı hukuki işlemlerden doğan borçlar, “tereke borcu” statüsünü kazanır. Türk Medeni Kanunu sistematiğinde murisin sağlığında doğmuş olan borçlar ile temsilcinin yönetimi sırasında doğan borçlar hukuki rejim açısından tereke borçları kapsamında değerlendirilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Madde 641 hükmü, mirasçıların bu borçlardan sorumluluğunu açıkça düzenlemektedir. İlgili kanun maddesinin tam metni şu şekildedir:
“Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar. Mirasçıların müteselsil sorumluluğu, paylaşmanın gerçekleştiği veya borcun muaccel olduğu tarihten başlayarak beş yıl süreyle devam eder.”
Temsilcinin yetkili olarak üstlendiği borçlar doğrudan tereke malvarlığından karşılanır. Tereke malvarlığının borcu karşılamaya yetmemesi durumunda, TMK Madde 641 uyarınca mirasçılar şahsi malvarlıklarıyla da üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
Mirasçıların ve Tereke Temsilcisinin Üçüncü Kişilere Karşı Şahsi Sorumluluğu
Tereke temsilcisi, yetki sınırları içerisinde hareket ettiği sürece, yaptığı borçlandırıcı işlemlerden dolayı şahsen sorumlu tutulamaz. Temsilci, işlemi kendi adına değil, miras ortaklığı ve tereke adına yapmaktadır. Bu sebeple işlemden doğan borcun muhatabı temsilcinin şahsi malvarlığı değil, doğrudan doğruya tereke ve müteselsil sorumlu olan mirasçılardır.
Ancak tereke temsilcisi yetkisi olmaksızın veya mahkeme izni alması gereken bir konuda izin almadan borçlandırıcı işlem yaparsa durum değişir. Yetkisiz temsilci olarak hareket eden temsilci, TMK ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde üçüncü kişilerin uğradığı zararlardan ve doğan borçtan kişisel malvarlığıyla sorumlu hale gelir.
Soru: Tereke temsilcisinin terekedeki binaların zorunlu güçlendirme çalışması için üstlendiği borcu tereke kasasındaki para karşılamıyorsa, alacaklılar mirasçıların şahsi malvarlığına başvurabilir mi?
Evet, başvurabilir. Temsilcinin olağan yönetim veya mahkeme izniyle yaptığı olağanüstü yönetim işlemleri sonucunda doğan borçlar yasal olarak tereke borcu kabul edilir. Türk Medeni Kanunu Madde 641 gereğince mirasçılar, tereke borçlarından tüm şahsi malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludur. Alacaklı, tereke kasasında para bulunmaması halinde alacağını tahsil etmek amacıyla doğrudan mirasçıların kişisel mallarına icra takibi yöneltebilir.
7. Sulh Hukuk Mahkemesinin Tereke Temsilcisinin İşlemleri Üzerindeki Denetim, İzin ve Talimat Yetkisi
Vesayet ve Vesayet Benzeri Denetim Mekanizmasının İşleyişi
Tereke temsilcisi müessesesi, niteliği itibarıyla vesayet organlarına benzer bir denetim mekanizmasına tabidir. Temsilciyi atayan Sulh Hukuk Mahkemesi, aynı zamanda temsilcinin idari ve hukuki işlemlerini denetleyen vesayet makamı konumundadır. Yargıç, temsilcinin yetkilerini kullanırken hukuka, dürüstlük kuralına ve terekenin menfaatlerine uygun hareket edip etmediğini sürekli olarak gözetler.
Mahkeme, bu denetim yetkisini temsilcinin sunacağı dönemsel raporlar üzerinden yürütebileceği gibi, mirasçıların şikayet ve talepleri üzerine de harekete geçirebilir. Yargıç, gerekli gördüğü takdirde tereke temsilcisinin defter ve belgelerini inceleyebilir, bilirkişi marifetiyle hesap kontrolü yaptırabilir.
İzin ve Onay Gerektiren İşlemlerde Mahkemenin Takdir Yetkisi
Tereke temsilcisi, terekedeki malvarlığının kaderini etkileyecek olağanüstü tasarruf işlemlerinde sulh hukuk mahkemesinden izin talep etmek zorundadır. Taşınmaz satışı, ipotek tesisi, ticari işletmenin devri veya sulh olunması gibi hallerde temsilci, gerekçeli dilekçesini mahkemeye sunar.
Mahkeme, söz konusu işlemin yapılmasında terekenin açık bir menfaatinin bulunup bulunmadığını inceler. Yargıç, taşınmaz satışına izin vermeden önce gayrimenkulün güncel piyasa değerini tespit etmek amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırır ve muhammen bedel belirler. İzin talebinin reddi halinde temsilci bu tasarruf işlemini gerçekleştiremez.
Mahkemenin Temsilciye Talimat Verme ve İşlemleri İptal Etme Yetkisi
Sulh Hukuk Mahkemesi, denetim görevi kapsamı dahilinde temsilciye bağlayıcı talimatlar verebilir. Yargıç; terekedeki bir malın korunması, tahsilatların belirli bir banka hesabında toplanması veya belirli bir davanın takibi konusunda temsilciyi yönlendirir. Temsilci, mahkemenin verdiği hukuka uygun talimatlara uymakla yükümlüdür.
Mirasçılar, temsilcinin mevzuata veya tereke menfaatine aykırı bir işlem yaptığını ileri sürerek mahkemeye şikayette bulunabilirler. Sulh hukuk mahkemesi yapacağı inceleme sonucunda temsilcinin hatalı veya yetkisiz işlemini iptal edebilir, işlemin yürütülmesini durdurabilir veya temsilciye işlemin düzeltilmesi için emir verebilir.
Soru: Tereke temsilcisi terekedeki bir taşınmazı piyasa değerinin çok altında bir bedelle kiraya verirse mirasçılar bu duruma karşı nasıl bir hukuki yol izlemelidir?
Mirasçılar, temsilciyi atayan Sulh Hukuk Mahkemesine bir dilekçe ile başvurarak şikayet hakkını kullanmalıdır. Mirasçılar dilekçede, yapılan kira sözleşmesinin terekeyi zarara uğrattığını ve basiretli yönetim ilkelerine aykırı olduğunu belirterek mahkemeden kiralama işlemine ilişkin onay verilmemesini, işlemin iptal edilmesini ve temsilciye yeni koşullarla kiralama yapılması yönünde talimat verilmesini talep ederler.
8. Mirasçıların Bireysel Hak ve Tasarruf Yetkileri ile Tereke Temsilcisinin Yetkilerinin Çatışması ve Sınırlandırılması
Temsilci Atanmasıyla Mirasçıların Tasarruf ve Yönetim Yetkisinin Askıya Alınması
Sulh hukuk mahkemesi tarafından tereke temsilcisi atandığı andan itibaren, mirasçıların tereke malları üzerindeki doğrudan yönetim ve tasarruf yetkileri askıya alınır. Elbirliği mülkiyetinin getirdiği oy birliği ile karar alma mekanizması, temsilcinin varlığı sebebiyle işletilemez hale gelir.
Mirasçılar, temsilci görevde olduğu sürece oy birliği sağlasalar dahi terekedeki bir malı devredemez, kiraya veremez, terekedeki bir alacağı tahsil edemez veya davanın takibini temsilciden bağımsız yürütemezler. Kanun koyucu bu kural ile tereke yönetiminde çift başlılığı önlemeyi ve temsilcinin hukuki güvence içerisinde hareket etmesini amaçlar.
Mirasçıların Terekedeki Tasfiye Payı Üzerinde Tasarruf Hakkı ve Sınırları
Mirasçılar temsilci atanmasıyla birlikte terekedeki münferit malvarlığı unsurları (örneğin belirli bir daire veya araç) üzerinde işlem yapma yetkisini kaybetmelerine rağmen, terekenin tamamı üzerindeki miras paylarına sahip kalmaya devam ederler.
Mirasçı, terekedeki somut bir malı satamaz ancak miras payını bir başka mirasçıya devredebilir veya üçüncü bir kişiye devretmek üzere sözleşme yapabilir. Ancak yapılan bu pay devri sözleşmeleri temsilcinin yürüttüğü yönetimi aksatmaz. Devri alan kişi, ancak paylaşma aşaması tamamlandığında hak sahibi olur; temsilcinin yönetimine müdahale edemez.
Temsilcinin Eylemleri Karşısında Mirasçıların Hak Sahipliğinin Korunması
Mirasçıların yönetim yetkisinin kısıtlanması, onların terekedeki mülkiyet haklarının ortadan kalktığı anlamına gelmez. Mirasçılar, tereke temsilcisinin eylemlerini sürekli denetleme, temsilciden bilgi talep etme ve temsilcinin yetkilerini aşması halinde mahkemeye başvurma hakkını ellerinde tutarlar.
Temsilcinin basiretsiz yönetimi sebebiyle terekedeki malvarlığının azalması veya zarara uğraması durumunda, mirasçılar temsilciye karşı tazminat davası açma hakkına sahiptir. Mirasçıların mülkiyet hakkı, temsilcinin hukuka uygun yönetimi ile sınırlıdır; hukuka aykırı yönetim karşısında mirasçıların hak arama hürriyeti korunur.
Soru: Tereke temsilcisi atandıktan sonra mirasçılardan biri yetkisi olmadığını bildiği halde terekedeki boş bir daireyi üçüncü bir kişiye kiraya verip kira bedelini kendisi alırsa yapılan sözleşme geçerli midir?
Yapılan sözleşme terekeyi ve temsilciyi bağlamaz. Temsilcinin atanmasıyla birlikte mirasçıların yönetim yetkisi sona erdiği için ilgili mirasçı yetkisiz kişidir. Tereke temsilcisi, söz konusu daireyi fuzuli işgal eden kiracıya karşı derhal tahliye davası veya haksız işgal tazminatı (ecrimisil) davası açar. Kiraya veren mirasçıdan ise tahsil ettiği tüm kira bedellerini tereke hesabına iade etmesini talep eder.
9. Tereke Temsilcisinin Özen Gösterme, Hesap Verme Yükümlülüğü ve Hukuki/Cezai Sorumluluğu
Özen Gösterme Borcu ve Basiretli Bir Yönetici Gibi Davranma Yükümlülüğü
Tereke temsilcisi, kendisine tevdi edilen tereke malvarlığını yönetirken yüksek düzeyde özen gösterme borcu altındadır. Temsilcinin özen borcunun ölçütü, iyiniyetli ve basiretli bir yöneticinin aynı koşullar altında göstereceği dikkat ve özendir. Temsilci, kendi kişisel işlerinde gösterdiği özeni değil, objektif bir vasat yöneticinin özenini sergilemek zorundadır.
Temsilci; tereke mallarının değer kaybetmesini önleyecek tedbirleri almaz, gecikme faizlerinin doğmasına sebebiyet verir, zaman aşımı sürelerini kaçırır veya terekedeki binaları bakımsız bırakırsa özen borcunu ihlal etmiş sayılır. Hafif kusur dahi temsilcinin sorumluluğunun doğması için yeterlidir.
Düzenli Hesap Verme ve Dönemsel Rapor Sunma Yükümlülüğü
Tereke temsilcisi, yönetimi altındaki malvarlığının tüm mali hareketlerini belgelemek ve hesabını vermekle mükelleftir. Temsilci, göreve başladığında ilk iş olarak terekedeki tüm taşınır, taşınmaz, alacak ve borçları gösteren ayrıntılı bir tereke envanteri düzenler ve mahkemeye sunar.
Temsilci, atandığı sulh hukuk mahkemesinin belirleyeceği periyotlarla (genellikle altı aylık veya yıllık dönemlerde) tereke bütçesini, yapılan harcamaları, tahsil edilen gelirleri ve banka hesap hareketlerini içeren ara hesap raporu hazırlar. Görev süresi sona erdiğinde ise kesin hesap raporunu düzenleyerek mahkemeye ve mirasçılara sunmak zorundadır.
Temsilcinin Şahsi Hukuki Sorumluluğu ve Görevi Kötüye Kullanma Cezai Sorumluluğu
Tereke temsilcisi, özen ve hesap verme yükümlülüklerine aykırı davranarak terekeyi veya mirasçıları zarara uğratırsa, doğan zararı şahsi malvarlığıyla tazmin etmekle yükümlüdür. Mirasçılar, kusurlu hareketleriyle zarara sebep olan temsilciye karşı Sulh Hukuk Mahkemesinde veya Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açabilirler.
Temsilci, idari ve hukuki sorumluluğunun yanı sıra gerçekleştirdiği eylemin niteliğine göre cezai sorumluluk da taşır. Temsilcinin terekeye ait paraları veya malları kendi yararına geçirmesi halinde Türk Ceza Kanunu kapsamındaki “Güveni Kötüye Kullanma” (TCK m. 155) suçu; yargıcı veya tarafları yanıltmaya dönük hileli davranışlarda bulunması halinde ise “Nitelikli Dolandırıcılık” veya ilgili adli suç teşkil eden fiiller gündeme gelir.
Soru: Tereke temsilcisi, terekedeki taşınmazın satışından elde edilen bedeli tereke adına açılan özel banka hesabı yerine kendi kişisel banka hesabına aktararak kullanırsa ne tür hukuki ve cezai yaptırımlarla karşılaşır?
Temsilcinin bu eylemi hem ağır bir hukuki sorumluluk hem de cezai yaptırım doğurur. Hukuki açıdan; mahkeme temsilciyi derhal görevden alır ve aktarılan tutarı işleyecek en yüksek yasal faiziyle birlikte iade etmesine karar verir. Mirasçılar tazminat davası açabilirler. Cezai açıdan ise; temsilci nitelikli güveni kötüye kullanma suçunu işlemiş sayılır. Suç duyurusu üzerine temsilci hakkında ceza soruşturması başlatılır ve hapis cezası istemiyle iddianame düzenlenir.
10. Tereke Temsilcisinin Görevinin Sona Erme Nedenleri, Görevden Alınma Usulü ve Sona Ermenin Hukuki Sonuçları
Görevin Kendiliğinden Sona Erdiği Haller ve Mirasın Paylaşılması
Tereke temsilcisinin görevi, belirli hukuki olayların gerçekleşmesiyle kendiliğinden (re’sen) sona erer. Görevin sona ermesindeki en temel sebep, mirasın mirasçılar arasında rızaen veya yargı kararıyla (izale-i şuyu / paylaşma davası sonucu) kesin olarak paylaşılmasıdır. Paylaşmanın kesinleşmesiyle birlikte elbirliği mülkiyeti sona erer, dolayısıyla temsilcilik müessesesinin hukuki varlık sebebi ortadan kalkar.
Ayrıca; tereke temsilcisinin ölümü, fiil ehliyetini kaybetmesi (kısıtlanması veya akıl hastalığına uğraması), temsilcinin istifa etmesi ve istifasının mahkemece kabul edilmesi veya terekede yönetilecek hiçbir malvarlığı unsurunun kalmaması hallerinde temsilcilik görevi kendiliğinden veya mahkeme kararıyla son bulur.
Mahkeme Kararıyla Görevden Alınma (Azil) Nedenleri ve Usulü
Sulh hukuk mahkemesi, haklı sebeplerin varlığı halinde görev süresi tamamlanmadan da tereke temsilcisini görevden alabilir (azledebilir). Görevden alma süreci, mirasçılardan birinin talebi üzerine başlatılabileceği gibi, mahkeme tarafından resen de yürütülebilir.
Temsilcinin azil nedenlerinin başlıcaları şunlardır:
- Görevini yaparken ağır ihmal göstermesi veya tarafsızlığını kaybetmesi,
- Mahkemenin verdiği talimatları yerine getirmemesi,
- Dönemsel hesap ve rapor sunma yükümlülüğünü aksatması,
- Tereke mallarını kendi veya üçüncü kişilerin menfaatine kullanması,
- Mirasçılarla temsilci arasında yönetimi imkansız kılacak düzeyde kişisel husumetin doğması.
Mahkeme yapacağı duruşmalı incelemede tarafları dinler, delilleri değerlendirir ve temsilcinin azline karar verebilir. Azil kararına karşı kanun yoluna başvurulabilir.
Görevin Sona Ermesinin İdari, Hukuki ve Mali Sonuçları
Tereke temsilcisinin görevi sona erdiğinde, temsilci elinde bulunan tüm tereke mallarını, tapu senetlerini, banka cüzdanlarını, ticari defterleri ve hukuki evrakları eksiksiz bir şekilde mahkemeye veya yeni atanan temsilciye/mirasçılara teslim etmek zorundadır.
Temsilci, görevin sona erdiği tarih itibarıyla detaylı bir “Kesin Hesap Raporu” hazırlar ve mahkemeye sunar. Mahkeme ve mirasçılar raporu inceler. Hesabın uygun bulunması halinde temsilci ibra edilir ve kendisine verilmiş olan temsilcilik belgesi iptal edilerek geri alınır. İbra edilmeyen temsilciye karşı hukuki sorumluluk süreçleri işletilir.
Soru: Mirasçıların tamamı bir araya gelerek imzalayacakları bir azil belgesiyle tereke temsilcisinin görevine mahkemeye gitmeden son verebilir mi?
Hayır, veremez. Tereke temsilcisi mirasçıların özel vekili veya temsilcisi değildir; temsilciyi görevlendiren makam Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bu nedenle mirasçılar oy birliği sağlasalar dahi kendi aralarında yapacakları bir işlemle temsilciyi doğrudan azledemezler. Mirasçılar, haklı gerekçelerini ve delillerini içeren bir dilekçe ile temsilciyi atayan Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak temsilcinin mahkeme kararıyla görevden alınmasını talep etmek zorundadırlar.
SONUÇ
Sonuç olarak; Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca miras ortaklığına atanan tereke temsilcisi müessesesi, tüzel kişiliği bulunmayan miras şirketinin elbirliği mülkiyeti ilkeleri çerçevesinde kilitlenmesini önleyen ve tereke malvarlığının paylaşmaya kadar geçen süreçte değer kaybına uğramaksızın korunmasını sağlayan hayati bir hukuki enstrümandır. Temsilci, gücünü doğrudan kanundan ve mahkeme kararından alarak mirasçıların askıya alınan yönetim ve tasarruf yetkilerini üstlenmekte; olağan yönetim işlerini re’sen yürütürken olağanüstü tasarruf işlemlerinde sulh hukuk mahkemesinin denetim ve iznine tabi kılınarak kitle mülkiyetinin hukuki güvence altına alınmasına hizmet etmektedir. Dava ve taraf ehliyetini tek elde toplayarak miras ortaklığının üçüncü kişilerle ve yargı organlarıyla olan hukuki ilişkilerini esnekleştiren bu yapı, temsilciye yüklenen basiretli yönetici özen borcu, düzenli hesap verme yükümlülüğü ve vesayet makamının sıkı denetimi ile dengelenmiştir. Nihayetinde tereke temsilciliği; bir yandan mirasçıların mülkiyet hakları ile terekenin bütüncül menfaatleri arasındaki hassas dengeyi muhafaza ederken, diğer yandan üçüncü kişilerin işlem güvenliğini ve kamu düzenini temin eden, Türk miras hukukunun en işlevsel kurumlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.
