MİRASBIRAKANIN SAĞLIĞINDA YAPTIĞI BAĞIŞLAMALARIN TENKİS DAVASINA ETKİSİ

YAZAR : Avukat Mehmet Altan Koçak

Marmaris - 5 Ağustos 2026

marmaris avukat

Türk Miras Hukuku, mirasbırakanın Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkından doğan tasarruf özgürlüğü ile aile kurumunu ve yakın akrabaların ekonomik geleceğini koruma amacı taşıyan saklı pay müessesesi arasında hassas bir hukuki denge kurmaktadır; bu doğrultuda kanun koyucu, mirasbırakanın hem ölüme bağlı tasarruflarını hem de sağlığında gerçekleştirdiği karşılıksız kazandırmaları belirli sınırlar çerçevesinde tenkis denetimine tabi tutarak saklı paylı mirasçıların kanunla korunan asgari miras haklarını güvence altına almayı hedeflemektedir. Saklı pay kurallarının dolanılmasını engelleme gayesiyle ihdas edilen bu koruma sistemi, Türk Medeni Kanunu’nun 565. ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere, sağlararası ivazsız kazandırmaların belirli kanuni şartlar, saklı payı etkisiz kılma kastı ve emredici kronolojik sıra dahilinde net terekeye eklenerek tenkis edilmesine imkan vermekte; böylece mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği tasarruf serbestisi ile mirasçıların saklı pay hakları arasındaki çatışmayı maddi hukuk ve usul hukuku yönünden ayrıntılı ilkelerle çözüme kavuşturmaktadır.


1. Türk Miras Hukukunda Saklı Pay Koruması ve Tenkis Müessesesinin Teorik Temelleri

Türk Miras Hukuku, mirasbırakanın mülkiyet hakkından doğan tasarruf özgürlüğü ile ailesinin ekonomik geleceğini koruma gayesi arasındaki hassas dengeyi saklı pay koruması üzerinden kurar. Kanun koyucu, mirasbırakanın ölümünden sonra geçerli olmak üzere malvarlığı üzerinde dilediği gibi tasarruf etme yetkisini mutlak bir serbesti olarak düzenlemez. Türk Medeni Kanunu, mirasbırakanın yakın akrabalarının ve eşinin mirastan muayyen bir oranı almasını zorunlu kılar. Bu zorunlu koruma mekanizmasına saklı pay sistemi adını veriyoruz. Saklı pay, mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlararası tasarruflarıyla ortadan kaldıramayacağı yasal miras payı bölümünü ifade eder.

Saklı pay korumasının teorik temelini mülkiyetin ailevi boyutu ve nesiller arası dayanışma ilkesi oluşturur. Kanun koyucu, mirasbırakanın sağlığında veya vefatında tüm malvarlığını karşılıksız olarak üçüncü kişilere devrederek yakın mirasçılarını muhtaç duruma düşürmesini engeller. Mirasbırakan, saklı pay sınırlarını ihlal ettiği an hukuk düzeni devreye girer ve tenkis müessesesini çalıştırır. Tenkis, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen tasarruflarının kanuni sınıra çekilmesini sağlayan yenilik doğuran bir hak niteliği taşır.

Saklı payın kanuni çerçevesini belirleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 505. maddesi hükmü şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 505: “Mirasbırakan, saklı paylı mirasçılarından başka mirasçısı yoksa, mirasının tamamında tasarruf edebilir. Saklı paylı mirasçısı olan mirasbırakan, mirasının saklı paylar dışında kalan kısmında tasarruf edebilir.”

Kanun metni açıkça gösterir ki; mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü doğrudan saklı paylı mirasçıların varlığına bağlıdır. Saklı paylı mirasçıların kimler olduğu ve bu kişilerin yasal miras paylarının ne kadarının saklı pay sayıldığı ise Türk Medeni Kanunu’nun 506. maddesinde düzenlenmektedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 506: “Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı, 2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, 3. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba çevresiyle birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamı, diğer hallerde yasal miras payının üçte dördü.”

Tenkis davası, saklı payı ihlal edilen mirasçıların ihlal edilen miktarı elde etmek amacıyla açtıkları eda davası niteliği taşıyan inşai bir davadır. Türk Medeni Kanunu’nun 560. maddesi tenkis isteminin hukuki dayanağını oluşturur:

Türk Medeni Kanunu Madde 560: “Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak kanunda öngörülen kurallar, mirasbırakanın arzusu başka türlü olmadıkça, saklı paylı mirasçıların saklı payları dışındaki tasarrufları hakkında da uygulanır.”

 

Saklı Pay Kavramı ve Yasal Temelleri

Saklı pay, kamu düzenini ilgilendiren emredici bir hukuk kuralıdır. Mirasbırakan, vasiyetname düzenleyerek veya miras sözleşmesi yaparak saklı payı ortadan kaldıramaz. Mirasbırakanın vasiyetname ile saklı paylı mirasçısını mirastan mahrum etmesi ancak kanunda sayılan sınırlı ıskat (mirasçılıktan çıkarma) sebeplerinin varlığı halinde geçerlilik kazanır. Bu sebeple saklı pay, mirasçının kişiliğine bağlı mutlak bir hakkın miras hukukundaki yansımasıdır.

Saklı pay miktarını belirlemek için öncelikle yasal miras paylarını doğru hesaplamak gerekir. Altsoy (çocuklar, torunlar), ana ve baba ile sağ kalan eş kanunun koruduğu saklı paylı mirasçılardır. Kardeşlerin saklı payı, kanun değişikliği ile ilga edilmiştir. Bu sebeple günümüz miras hukukunda kardeşlerin saklı pay koruması bulunmamaktadır.

 

Saklı Pay Oranları ve Mirasçı Kategorileri

Altsoy, yasal miras payının yarısı üzerinde saklı paya sahiptir. Mirasbırakanın çocuğu varken, mirasbırakan malvarlığının yarısını dilediği kişiye bırakabilir ancak kalan yarısını altsoydan kaçıramaz. Ana ve babadan her birinin saklı payı ise kendi yasal miras paylarının dörtte biridir.

Sağ kalan eşin durumu birlikte mirasçı olduğu zümreye göre değişiklik gösterir. Eş, altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payının tamamı saklı pay sayılır. Eşin tek başına veya büyük ana-büyük baba zümresiyle mirasçı olduğu senaryolarda saklı pay oranı yasal miras payının üçte dördüne yükselir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle sağ kalan eşin yaşam standartlarını korumayı hedefler.

 

Tenkis Davasının Hukuki Niteliği ve İşlevi

Tenkis davası, mirasbırakanın tasarruf edilebilir kısmını aşan tasarruflarını geriye dönük olarak hükümsüz kılmaz; sadece saklı payı ihlal eden miktarı oransal olarak etkisizleştirir. Dava sonucunda hakim, ölüme bağlı tasarrufu veya tenkise tabi sağlararası kazandırmayı saklı pay sınırına çeker. Tenkis davası şahsi bir hak sağlar. Saklı paylı mirasçı, tenkis kararının kesinleşmesiyle birlikte tenkise tabi malın devrini veya değerinin ödenmesini talep etme hakkı kazanır.

Tenkis davasının açılabilmesi için mirasın açılmış olması zorunludur. Mirasbırakan henüz sağ iken tenkis davası açılamaz. Mirasbırakanın vefatı anında terekedeki haklar ve borçlar mirasçılara geçer. Bu andan itibaren saklı payının ihlal edildiğini öğrenen mirasçı, hakkını yargı yoluyla arar.


Soru: Mirasbırakan sağlığında tüm malvarlığını vasiyetname ile bir vakfa bağışlarsa saklı paylı mirasçılar ne yapabilir?

Saklı paylı mirasçılar mirasbırakanın vefatından sonra tenkis davası açarlar. Mahkeme vakfa yapılan ölüme bağlı tasarrufu saklı pay oranları ölçüsünde tenkis eder. Vakıf, saklı pay tutarlarını davacı mirasçılara ödemekle yükümlü hale gelir.

Soru: Mirasbırakan vasiyetname yazarak öz çocuğunu saklı payından tamamen mahrum bırakabilir mi?

Mirasbırakan geçerli bir mirastan çıkarma (ıskat) sebebi bulunmadıkça çocuğunu saklı payından mahrum bırakamaz. Eğer kanuni şartlar oluşmadan mirastan çıkarma yapılmışsa, mağdur altsoy vasiyetnamenin iptali veya tenkis davası açarak saklı payını alır.


2. Mirasbırakanın Tasarruf Özgürlüğü Kapsamında Sağlararası Karşılıksız Kazandırmaların Hukuki Niteliği

Mirasbırakan, sağlığında malvarlığı üzerinde tasarruf etme yetkisini haizdir. Kişi sağlığında mülkiyetindeki taşınır ve taşınmaz malları satabilir, devredebilir veya bağışlayabilir. Ancak sağlararası yapılan karşılıksız kazandırmalar (bağışlamalar, ivazsız intikaller), mirasbırakanın ölümünden sonra hesaplanan net terekenin miktarını doğrudan etkiler. Mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği iadeli veya iadesiz ivazsız kazandırmalar, saklı pay kurallarının dolanılması riskini beraberinde getirir.

Sağlararası karşılıksız kazandırma, mirasbırakanın kendi malvarlığından karşı tarafın malvarlığına ivazsız (karşılıksız) bir değer aktarmasıdır. Bu işlem borçlandırıcı bir işlem veya doğrudan tasarruf işlemi şeklinde gerçekleşebilir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında bağışlama sözleşmesi olarak nitelendirilen bu işlemler, miras hukuku açısından iki temel kategoriye ayrılır: Mirasta denkleştirmeye tabi kazandırmalar ve tenkise tabi kazandırmalar.

Sağlararası kazandırmaların hukuki niteliğini incelerken, borçlandırıcı işlemin altında yatan saik ve edimin karşılıksız olup olmadığı hususu büyük önem taşır. Satış gibi görünen ancak gerçekte karşılıksız olan gizli bağışlamalar (nitelikli muvazaa) veya değerinin çok altında yapılan satışlar (karma bağışlama), tenkis hukuku bakımından ivazsız kazandırma olarak kabul edilir. Hukuk düzeni, işlemin dış görünüşüne değil, tarafların gerçek iradesine ve malvarlığındaki karşılıksız azalmaya bakar.

 

Tasarruf Özgürlüğü ve Sınırları

Kişinin sağlığında malvarlığını dilediği gibi yönetmesi mülkiyet hakkının doğal bir sonucudur. Ancak kanun koyucu, mirasbırakanın sırf saklı paylı mirasçılara mal bırakmamak gayesiyle sağlığında malvarlığını boşaltmasını kabul etmez. Sağlararası tasarruf özgürlüğü, saklı pay kuralları ile sınırlandırılmıştır. Mirasbırakan sağlığında bir malını üçüncü bir kişiye bağışladığında bu işlem derhal geçerli bir mülkiyet devri sağlar. Ancak mirasbırakan öldüğünde, yapılan bu sağlararası bağışlama miras hukukunun denetimine tabi tutulur.

Sağlararası kazandırmanın geçerliliği borçlar hukuku kurallarına göre belirlenirken, bu kazandırmanın terekeden sayılması veya tenkis edilmesi miras hukuku kurallarına göre belirlenir. İşlem sağlığında hukuken geçerli bir devir olsa dahi, vefattan sonra tenkis davasının konusunu oluşturabilir.

 

Sağlararası Karşılıksız Kazandırma Türleri

Sağlararası karşılıksız kazandırmalar mutlak bağışlamalar, koşullu bağışlamalar, yüklemeli bağışlamalar ve karma bağışlamalar şeklinde ortaya çıkar. Mutlak bağışlamada mirasbırakan hiçbir karşılık gözetmeden malını devreder. Karma bağışlamada ise edimler arasında açık bir orantısızlık bulunur. Örneğin piyasa değeri yüksek olan bir taşınmazın sembolik bir bedelle devredilmesi durumunda, aradaki edim farkı karşılıksız kazandırma niteliği kazanır.

Ayrıca mirasbırakanın bir borçtan ibra etmesi, başkasının borcunu ödemesi veya bir hakkından ivazsız vazgeçmesi de sağlararası karşılıksız kazandırma kapsamında değerlendirilir. Bu işlemlerin tamamı mirasbırakanın aktif malvarlığını azaltırken pasifini artırmayan veya aktifini artırma fırsatını tepen karşılıksız işlemlerdir.

 

Hukuki Niteliğin Tenkis Davasına Etkisi

Bir sağlararası işlemin tenkise tabi olup olmadığını belirlemek için kazandırmanın hukuki niteliği doğru teşhis edilmelidir. İvazlı (karşılıklı) işlemler kural olarak tenkise tabi değildir. Gerçek bir satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi çerçevesinde yapılan devirler saklı payı ihlal etse bile tenkis edilemez. Çünkü bu işlemlerde mirasbırakanın malvarlığına edimin karşılığı girmiştir veya hukuki bir edim borcu ifa edilmiştir.

Ancak görünürdeki ivazlı işlemin arkasında karşılıksız kazandırma kastı gizlenmişse, durum değişir. Karma bağışlamalarda karşılıksız kalan kısım tenkise tabi tutulur. Dolayısıyla kazandırmanın ivazsız niteliği, saklı paylı mirasçıların tenkis davasındaki en temel ispat konusunu oluşturur.


Soru: Mirasbırakan sağlığında evini bir arkadaşına bağışlarsa, mirasbırakan vefat edene kadar çocukları bu bağışlamayı iptal ettirebilir mi?

Hayır, mirasbırakan sağ olduğu sürece çocuklarının dava açma hakkı bulunmaz. Mirasbırakan sağlığında tasarruf özgürlüğüne sahiptir. Mirasçılar ancak mirasbırakan öldükten sonra saklı paylarının ihlal edildiği gerekçesiyle tenkis davası açabilirler.

Soru: Düşük bedelle satılan bir taşınmaz tenkis davasına konu olabilir mi?

Evet, satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasında fahiş fark varsa ve mirasbırakan farkı bağışlama amacıyla hareket etmişse, bu işlem karma bağışlama sayılır. Taşınmazın edim karşılığı olmayan fark kısmı tenkise tabi olur.


3. Türk Medeni Kanunu m. 565 Çerçevesinde Tenkise Tabi Sağlararası Kazandırmalar ve Bunların Kanuni Şartları

Mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufları (vasiyetname ve miras sözleşmeleri) kural olarak tamamıyla tenkise tabidir. Buna karşın mirasbırakanın sağlararası yaptığı kazandırmalar kural olarak tenkise tabi değildir. Kanun koyucu, sağlararası işlemlerin hukuki güvenliğini korumak amacıyla sağlararası kazandırmaların tenkisini istisnai hallere bağlamıştır. Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesi, hangi sağlararası kazandırmaların tenkis davasına dahil edileceğini sınırlı sayıda (numerus clausus) olmamakla birlikte açık şartlara bağlayarak düzenlemiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesi hükmü şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 565: “Aşağıdaki sağlararası kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabidir: 1. Mirasbırakanın mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yaptığı karşılıksız kazandırmalar, geri verilmemek üzere altsoyuna verdiği çeyiz veya kuruluş sermayesi ya da malların devri veya borçtan kurtarma gibi kazandırmalar, 2. Miras haklarının tasfiyesinden önce yapılan ödemeler, 3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı adet üzere verilen hediyeler dışındaki bağışlamalar, 4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.”

Maddenin metninden anlaşılacağı üzere, dördüncü bent hariç diğer bentlerde belirli zaman dilimleri veya belirli hukuki ilişkiler çerçevesinde yapılan kazandırmalar tenkis kapsamına alınmıştır. Maddenin sistematiği, saklı pay korumasını sağlarken sağlararası işlemlerin üçüncü kişiler nezdinde yarattığı hukuki istikrarı da gözetir.

 

TMK m. 565 Hükmünün Tam Metni ve Genel İncelemesi

TMK m. 565/b.1 uyarınca, mirasbırakanın mirasçılık sıfatını kaybeden bir yasal mirasçıya mirasa mahsuben yaptığı kazandırmalar ile altsoyuna evlenme, kuruluş sermayesi veya iş kurma amacıyla yaptığı karşılıksız devirler zaman sınırı olmaksızın tenkise tabidir. Burada altsoya yapılan kazandırmaların mirasta denkleştirmeye tabi olması esastır. Eğer altsoy denkleştirmeden muaf tutulmuşsa veya mirasçılıktan feragat etmişse, yapılan bu kazandırmalar tenkis hesabına katılır.

TMK m. 565/b.2 uyarınca, mirasbırakanın henüz miras açılmadan önce miras haklarının tasfiyesi amacıyla mirasçılarına yaptığı ödemeler tenkis davasının konusunu oluşturur. Mirasbırakan, mirasçılardan birine ileride doğacak miras hakkından vazgeçmesi için sağlığında bir ödeme yapmışsa, bu ödeme tenkis hesabında terekeden çıkarılmış bir değer olarak dikkate alınır.

 

Bir Yıllık Süreye Tabi Bağışlamalar ve İstisnaları

TMK m. 565/b.3 gereğince, mirasbırakanın ölüm gününden geriye doğru bir yıl içinde yaptığı tüm karşılıksız kazandırmalar zaman bakımından tenkise tabidir. Bu bir yıllık süre hak düşürücü veya zamanaşımı süresi değildir; kazandırmanın tenkise tabi olma şartıdır. Mirasbırakan ölümünden önceki son bir yıl içinde kime bağışlama yapmış olursa olsun (üçüncü kişiler dahil), bu bağışlama saklı payları zedeliyorsa tenkis edilir.

Bir yıllık sürenin tek istisnası “örf ve adete uygun hediyeler”dir. Mirasbırakanın düğünlerde taktığı mutat takılar, doğum günlerinde verdiği makul hediyeler veya sosyal durumuna uygun bağışlar ölümden önceki bir yıl içinde yapılmış olsa dahi tenkis edilemez. Kanun koyucu günlük yaşamın olağan akışını tenkis tehdidinden uzak tutar.

 

Serbestçe Dönme Hakkı Saklı Tutulan Kazandırmalar

Mirasbırakan yaptığı sağlararası bağışlamada dilediği zaman tek taraflı olarak bağışlamadan dönebileceğini (cayabileceğini) şart koşmuşsa, bu işlem hukuki niteliği itibariyle ölüme bağlı tasarrufa yaklaşır. TMK m. 565/b.3 uyarınca serbestçe dönme hakkı saklı tutularak yapılan bağışlamalar, ne zaman yapılmış olursa olsun (on yıl önce dahi yapılsa) zaman sınırına tabi olmaksızın tenkise tabidir. Çünkü mirasbırakan malın mülkiyetini hukuken devretmiş görünse de mal üzerindeki fiili kontrolünü ölene kadar sürdürmüştür.


Soru: Mirasbırakan vefatından iki yıl önce hiç tanımadığı bir hayır kurumuna taşınmazını bağışlarsa, mirasçılar bu bağışlamayı tenkis ettirebilir mi?

Kazandırma vefattan önceki bir yıllık sürenin dışında kaldığı için TMK m. 565/b.3 kapsamına girmez. Ancak mirasbırakan bu bağışlamayı saklı pay kuralını etkisiz kılmak kastıyla yapmışsa TMK m. 565/b.4 uyarınca süreye bakılmaksızın tenkis davası açılabilir. Kast ispat edilemezse dava reddedilir.

Soru: Mirasbırakanın vefatından 6 ay önce kızına aldığı düğün takıları tenkis davasına dahil edilir mi?

Mutat (olağan) sınırlar içindeki düğün hediyeleri TMK m. 565/b.3 maddesindeki adet üzere verilen hediyeler istisnasına girer. Bu nedenle saklı payı zedelese dahi tenkis edilemez. Ancak hediye mirasbırakanın malvarlığına göre olağanüstü büyüklükteyse aşan kısım tenkise tabi olur.


4. Mirasbırakanın Saklı Pay Kurallarını Etkisiz Kılma Kastının (TMK m. 565/b.4) Tespiti ve Hukuki Değerlendirilmesi

Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinin 4. bendi, sağlararası kazandırmaların tenkisinde en kritik ve uygulamada en çok uyuşmazlık çıkaran hükümdür. Kanun koyucu bu bent ile zaman sınırını tamamen kaldırır. Mirasbırakan, ölümünden kaç yıl önce yapmış olursa olsun, eğer saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla (animus fraudandi) karşılıksız bir kazandırma gerçekleştirmişse, bu işlem tenkise tabi tutulur.

Bu hükmün uygulanabilmesi için iki temel unsurun bir arada bulunması gerekir: Objektif unsur olarak karşılıksız bir kazandırmanın varlığı ve sübjektif unsur olarak mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılma kastı. Saklı pay kurallarını etkisiz kılma kastı, mirasbırakanın yaptığı kazandırma sonucunda saklı paylı mirasçılarının zarara uğrayacağını bilmesini ve bunu istemesini ifade eder. Kastın varlığı ispat edilmedikçe, bir yıldan önce yapılan sağlararası bağışlamalar tenkis edilemez.

Kastın tespiti ispat hukuku açısından son derece zordur. İçsel bir durum olan niyetin tespiti için hakim, fiili karinelerden ve somut olayın hayatın olağan akışına uygunluğundan yararlanır. İspat yükü, Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi genel ilkeleri uyarınca, saklı payının ihlal edildiğini ve mirasbırakanın kastla hareket ettiğini ileri süren davacı saklı paylı mirasçıya aittir.

İspat kuralını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 6: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”

 

Etkisiz Kılma Kastının (Animus Fraudandi) Hukuki Unsurları

Saklı payı etkisiz kılma kastı, sırf mirasçıya zarar verme arzusu (gayz ve husumet) şeklinde ortaya çıkmak zorunda değildir. Mirasbırakanın, yaptığı kazandırmanın saklı payları zedeleyeceğini öngörmesi ve buna rağmen işlemi gerçekleştirmesi kastın varlığı için yeterlidir. Kazandırmanın yapıldığı tarihte mirasbırakanın terekede saklı payları karşılayacak yeterli malvarlığı bırakmadığını bilmesi, kastın en açık göstergesidir.

Kastın varlığı değerlendirilirken kazandırmanın yapıldığı andaki şartlar esas alınır. İşlem tarihinde mirasbırakanın malvarlığı saklı payları karşılamaya yetiyorsa fakat sonradan yaşanan ekonomik kayıplar nedeniyle ölüm anında terekede mal kalmamışsa, kastın varlığından söz edilemez. Çünkü mirasbırakan işlemi yaptığı anda saklı payları ihlal etme niyeti taşımamaktadır.

 

İspat Yükü ve Delillerin Değerlendirilmesi

Saklı paylı mirasçı, mirasbırakanın kastını her türlü hukuki delille ispat edebilir. Yazılı belgeler, tanık beyanları, mirasbırakan ile mirasçılar arasındaki ailevi ilişkiler, kırgınlıklar, davalar, mirasbırakanın sağlık durumu ve kazandırmanın yapıldığı dönemdeki ekonomik dengeler bir bütün olarak değerlendirilir.

Hakim, kastın varlığını saptarken şu fiili karineleri göz önünde bulundurur:

  • Kazandırma yapılan kişinin mirasbırakan ile olan yakınlık derecesi ve ilişkisi,
  • Mirasbırakanın diğer saklı paylı mirasçılarla olan ihtilafları veya küslükleri,
  • Kazandırma konusunun mirasbırakanın tüm malvarlığı içindeki oranı,
  • Kazandırmadan kısa bir süre sonra mirasbırakanın kalan mallarını da elden çıkarmış olması,
  • İşlemin gizlilik içinde yürütülmüş olması.

 

Objektif ve Sübjektif Ölçütlerin Uygulanması

Objektif ölçüt, kazandırmanın büyüklüğü ve terekenin genel durumudur. Mirasbırakan malvarlığının %90’ını tek bir kişiye bağışlamışsa, objektif olarak saklı payın ihlal edileceğini bilmemesi imkansızdır. Bu durum sübjektif kastın varlığına güçlü bir karine oluşturur. Sübjektif ölçüt ise mirasbırakanın psikolojik dünyası ve kazandırmayı yaparken taşıdığı saiktir.

Lehine kazandırma yapılan üçüncü kişinin iyiniyetli veya kötüniyetli olması TMK m. 565/b.4 uygulamasını engellemez. Mirasbırakanın kastı açıkça kanıtlandığı takdirde, lehine bağışlama yapılan üçüncü kişi iyiniyetli olsa dahi kazandırma tenkis edilir. Üçüncü kişinin iyiniyetli olması sadece TMK m. 566 uyarınca iade borcunun kapsamını belirlemede rol oynar.


Soru: Mirasbırakan vefatından 8 yıl önce ikinci eşine bir daire bağışlamıştır. İlk evlilikten olan çocuklar bu daireyi tenkis ettirebilir mi?

8 yıllık süre TMK m. 565/b.3’teki bir yıllık süreyi aştığı için davacılar mirasbırakanın ilk evlilikten olan çocukların saklı payını etkisiz kılma kastıyla (TMK m. 565/b.4) hareket ettiğini ispatlamalıdır. Mirasbırakanın bu daireyi devrettikten sonra terekede başka mal bırakmadığı ve çocukları mahrum etmeyi hedeflediği kanıtlanırsa mahkeme tenkis kararı verir.

Soru: Mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastı taşıdığını ispatlamak için tanık dinletilebilir mi?

Evet, mirasbırakanın kastı ve niyeti bir hukuki vakıa olduğundan saklı paylı mirasçılar bu durumu tanık beyanları dahil her türlü delille ispatlayabilirler.


5. Sağlararası Kazandırmalarda Mirasta Denkleştirme (İade) ile Tenkis Kurumlarının Karşılaştırılması ve Kesişim Noktaları

Türk Miras Hukukunda sağlararası karşılıksız kazandırmaların mirasın tasfiyesine dahil edilmesi iki ayrı hukuki kurum üzerinden sağlanır: Mirasta denkleştirme (iade) ve tenkis. Uygulamada ve teoride sıkça karıştırılan bu iki kurum, amaçları, şartları, yasal dayanakları ve sonuçları bakımından birbirinden köklü farklarla ayrılır. Ancak bazı durumlarda aynı sağlararası kazandırma hem denkleştirme hem de tenkis davasının konusunu oluşturabilir.

Mirasta denkleştirmenin amacı, mirasbırakanın yasal mirasçıları arasında adaleti ve eşitliği sağlamaktır. Kanun koyucu, mirasbırakanın sağlığında çocuklarına veya diğer yasal mirasçılarına yaptığı bazı büyük kazandırmaları miras payına mahsuben yaptığı karinesini kabul eder. Tenkis kurumunun amacı ise eşitliği sağlamak değil, sadece saklı paylı mirasçıların kanunen korunan asgari paylarını (saklı paylarını) güvence altına almaktır.

Mirasta denkleştirme müessesesini düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 669. maddesi hükmü şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 669: “Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları terekeye iade etmekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın altsoyuna çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak gibi amaçlarla yaptığı karşılıksız kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tabidir.”

 

Mirasta Denkleştirme (İade) Müessesesinin Esasları (TMK m. 669)

Denkleştirme davasını sadece yasal mirasçılar açabilir ve bu dava sadece yasal mirasçılara karşı açılır. Üçüncü kişilere yapılan kazandırmalar denkleştirmeye konu olamaz. Altsoya yapılan kuruluş sermayesi, çeyiz veya iş kurma gibi kazandırmalarda kanuni denkleştirme karinesi vardır. Mirasbırakan aksini açıkça beyan etmediği sürece altsoy aldığı malı terekeye iade etmek veya değerini miras payından düşmek zorundadır.

Diğer yasal mirasçılara yapılan kazandırmalarda ise denkleştirme yapılabilmesi için mirasbırakanın bu kazandırmayı miras payına mahsuben yaptığına dair iradesi aranır. Mirasbırakan denkleştirme yükümlüsünü bu yükümlülükten açıkça muaf tutabilir (arzuya bağlı denkleştirme dışı bırakma).

 

Tenkis ile Denkleştirme Arasındaki Temel Farklar

Tenkis ile denkleştirme arasındaki temel farklar şu şekilde özetlenir:

  • Amaç: Denkleştirme yasal mirasçılar arasında eşitliği sağlar; tenkis ise saklı payın korunmasını sağlar.
  • Davacı ve Davalı Taraf: Denkleştirme davası sadece yasal mirasçılar arasında görülür. Tenkis davası ise saklı paylı mirasçılar tarafından hem mirasçılara hem de kazandırma yapılan üçüncü kişilere karşı açılabilir.
  • Mirasbırakanın İradesi: Mirasbırakan denkleştirme kuralını bertaraf edebilir (muafiyet tanıyabilir). Ancak mirasbırakan tenkis kurallarını ve saklı payı ortadan kaldıramaz.
  • Kazandırmanın Kapsamı: Denkleştirmede kazandırmanın tamamı terekeye iade edilir. Tenkiste ise kazandırmanın tamamı değil, sadece tasarruf edilebilir kısmı aşan (saklı payı ihlal eden) miktarı tenkis edilir.

 

Kurumların Yarıştığı Durumlar ve Uygulama Sırası

Bir sağlararası kazandırma hem denkleştirmeye hem tenkise konu oluyorsa mahkeme öncelikle denkleştirme kurallarını uygular. Mirasbırakan altsoyuna bir iş yeri bağışlamış ve bu bağışlamayı denkleştirmeden muaf tutmamışsa, bu mal tamamıyla terekeye iade edilir ve denkleştirme hesabı yapılır. Denkleştirme yapıldıktan sonra mirasçıların payları dağıtılır.

Eğer mirasbırakan altsoyuna yaptığı bu büyük bağışlamada mirasçısını “denkleştirmeden muaf” tuttuğunu açıkça beyan etmişse, artık denkleştirme mekanizması çalışmaz. Bu durumda ikinci aşamaya geçilir ve tenkis denetimi yapılır. Kazandırma denkleştirmeden kurtulsa dahi diğer mirasçıların saklı payını ihlal ediyorsa TMK m. 565/b.1 uyarınca tenkis edilir. Bu hiyerarşik yapı, miras hukukunun mantıksal silsilesini ortaya koyar.


Soru: Mirasbırakan oğluna fabrika kurması için büyük bir sermaye vermiş ve “Bu parayı mirasından düşmeyeceksin, sana hediyemdir” diyerek yazılı muafiyet vermiştir. Diğer çocuklar vefattan sonra bu parayı isteyebilir mi?

Mirasbırakan açıkça denkleştirmeden muafiyet tanıdığı için diğer çocuklar mirasta denkleştirme (TMK m. 669) talep edemezler. Ancak bu muaf tutulan kazandırma diğer çocukların saklı paylarını zedeliyorsa, davacılar tenkis davası açarak saklı paylarına tekabül eden kısmı talep edebilirler.

Soru: Üçüncü bir kişiye yapılan bağışlama için denkleştirme davası açılabilir mi?

Hayır, denkleştirme davası sadece yasal mirasçılara yapılan kazandırmalar için açılır. Üçüncü kişilere yapılan kazandırmalara karşı şartları varsa sadece tenkis davası açılabilir.


6. Tenkise Tabi Bağışlamaların Terekeye Eklenmesi Esasları, Net Terekenin Hesaplanması ve Değerleme Zamanı

Tenkis davasında mahkemenin saklı payların ihlal edilip edilmediğini saptaması için öncelikle “net tereke” miktarını matematiksel olarak ortaya koyması gerekir. Hakem sıfatıyla hareket eden bilirkişiler ve mahkeme, mirasbırakanın vefat anındaki malvarlığı değerlerini doğrudan esas alarak bir hesaplama cetveli oluşturur. Net tereke hesabı yapılmadan saklı pay tutarı ve tenkis edilecek miktar tespit edilemez.

Net terekeyi bulmak amacıyla uygulanan kanuni formül; mirasbırakanın aktif malvarlığına tenkise ve denkleştirmeye tabi sağlararası kazandırmaların eklenmesi ve elde edilen toplam tutardan pasiflerin (tereke borçlarının) çıkarılması esasına dayanır.

Türk Medeni Kanunu’nun 507. maddesi net terekenin hesabında pasiflerin nasıl düşüleceğini açıkça düzenler:

Türk Medeni Kanunu Madde 507: “Tasarruf edilebilir kısım, terekenin mirasbırakanın ölümü günündeki durumuna göre hesaplanır. Hesap yapılırken, mirasbırakanın borçları, terekeyi mühürleme ve defter tutma masrafları, mirasbırakanla birlikte yaşayanların üç aylık bakımlık masrafları terekeden indirilir.”

 

Tereke Aktif ve Pasiflerinin Belirlenmesi

Terekenin aktifini, mirasbırakanın ölüm anında bıraktığı mülkiyet hakları, alacaklar, taşınır ve taşınmaz mallar ile nakit paralar oluşturur. Mahkeme bu aktif değerlerin üzerine TMK m. 565 kapsamındaki tenkise tabi sağlararası bağışlamalar ile TMK m. 669 kapsamındaki denkleştirmeye tabi kazandırmaları ekler. Böylece “farazi tereke” veya “brüt tereke” büyüklüğüne ulaşır.

Elde edilen farazi tereke miktarından TMK m. 507 gereğince pasif kal kalemleri düşülür. Pasif kalemler şunlardır:

  • Mirasbırakanın sağlığından kalan şahsi borçları,
  • Cenaze masrafları,
  • Terekenin tespiti, mühürlenmesi ve defter tutulması için yapılan yargılama masrafları,
  • Mirasbırakan ile aynı evde yaşayan ve onun bakımına muhtaç olan aile üyelerinin üç aylık geçim (bakımlık) giderleri.

Çıkarma işlemi sonucunda ulaşılan rakam, net terekeyi (tasarruf edilebilir kısım ile saklı payların hesaplanacağı ana matrahı) verir.

 

Sağlararası Kazandırmaların Değerleme Zamanı ve Yöntemi

Sağlararası bağışlamaların net terekeye eklenmesi esnasında en çok uyuşmazlık çıkan husus, malın hangi tarihteki değerinin esas alınacağı noktasıdır. Türk Medeni Kanunu m. 507 uyarınca tüm terekedeki mallar mirasbırakanın ölüm günündeki rayiç değerleriyle hesaba katılır. Mirasbırakanın 10 yıl önce bağışladığı bir taşınmaz, bağışlandığı tarihteki nitelikleri korunarak, mirasbırakanın vefat ettiği tarihteki piyasa rayici üzerinden terekeye eklenir.

Eğer lehtar bağışlanan malın üzerinde kendi imkanlarıyla iyileştirmeler (örneğin boş arsa üzerine bina inşa etme veya binayı esaslı tadilattan geçirme) yapmışsa, mahkeme bu iyileştirmelerin yarattığı değer artışını hesaptan çıkarır. Malın bağışlandığı andaki fiziki niteliği ile mirasbırakanın ölüm tarihindeki ekonomik değeri dikkate alınır.

 

Saklı Pay ve Tasarruf Edilebilir Kısmın Hesaplanması

Net tereke miktarı tespit edildikten sonra, mahkeme mirasçıların yasal miras paylarını ve bu paylar üzerinden TMK m. 506 uyarınca saklı pay oranlarını çarparak saklı pay tutarlarını belirler. Tüm saklı payların toplamı net terekeden çıkarıldığında geriye kalan miktar “tasarruf edilebilir kısım” (tasarruf nisabı) olarak adlandırılır.

Mirasbırakanın yaptığı ölüme bağlı tasarruflar ile tenkise tabi sağlararası kazandırmaların toplamı bu tasarruf edilebilir kısmı aşıyorsa, aşan miktar kadar tenkis borcu doğar. Saklı paylı mirasçılar aşan bu miktarı tenkis davası yoluyla talep ederler.


Soru: Mirasbırakan 5 yıl önce bir arsa bağışlamıştır. Arsa bağışlandığında 100.000 TL iken ölüm tarihinde 5.000.000 TL olmuştur. Hesaba hangi değer girer?

Mahkeme, arsanın mirasbırakanın öldüğü tarihteki piyasa rayici olan 5.000.000 TL değerini net tereke hesabına dahil eder. Bağışlama tarihindeki değer dikkate alınmaz.

Soru: Mirasbırakanın cenaze giderleri saklı pay hesabını etkiler mi?

Evet, TMK m. 507 uyarınca cenaze giderleri tereke pasifidir. Cenaze masrafları terekeden düşüldüğü için net tereke matrahı küçülür ve dolayısıyla saklı pay tutarı da oransal olarak bu düşüşten etkilenir.


7. TMK m. 570 Uyarınca Tenkiste Sıra İlkesi ve Sağlararası Kazandırmaların Kademeli Tenkisteki Yeri

Mirasbırakanın saklı payları ihlal eden birden fazla kazandırması (hem vasiyetnameleri hem de sağlığında yaptığı bağışlamaları) bulunuyorsa, mahkeme bu kazandırmaların tamamını aynı anda veya rastgele tenkis edemez. Kanun koyucu, mirasbırakanın tasarruf iradesini ve işlem güvenliğini korumak amacıyla mutlak bir “tenkiste sıra ilkesi” benimsemiştir. Tenkis davasında hakim, kanunun öngördüğü sıraya harfiyen uymak zorundadır.

Tenkisteki sırayı düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 570. maddesi hükmü şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 570: “Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, sağlararası kazandırmalardan yapılır. Sağlararası kazandırmalardan, saklı payı zedeleyenlerin tenkisi, tarih sırasıyla en son yapılandan başlayarak en eskisine doğru yapılır. Kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernek ve vakıflara yapılan sağlararası kazandırmalar en son sırada tenkis edilir.”

 

Ölüme Bağlı Tasarrufların Öncelikli Tenkisi

TMK m. 570/1 uyarınca tenkise ilk olarak ölüme bağlı tasarruflardan başlanır. Mirasbırakan vasiyetname ile bir veya birden fazla kişiye mal veya para bırakmışsa, saklı pay açığı kapanana kadar öncelikle bu ölüme bağlı tasarruflar indirime tabi tutulur. Mirasbırakan vasiyetnamede aksini belirtmediği sürece, ölüme bağlı tasarruf lehtarları arasında orantılı (mütesaviyen) tenkis yapılır.

Ölüme bağlı tasarrufların tamamı tenkis edildiği halde saklı pay açığı halen kapanmamışsa veya mirasbırakan hiçbir ölüme bağlı tasarruf yapmamışsa, mahkeme ikinci aşamaya geçer ve sağlararası kazandırmaları tenkis etmeye başlar.

 

Sağlararası Kazandırmalarda Kronolojik Sıra İlkesi (Tarih Sırası)

Sağlararası kazandırmaların tenkisinde orantılılık ilkesi uygulanmaz; kronolojik sıra (tarih sırası) uygulanır. TMK m. 570/2 gereğince mahkeme, sağlararası kazandırmaları en son yapılan kazandırmadan başlayarak en eski yapılana doğru (günümüzden geçmişe doğru) kademeli olarak tenkis eder.

En son yapılan sağlararası bağışlama saklı pay açığını kapatmaya yetiyorsa, daha eski tarihte yapılan bağışlamalara dokunulmaz. Eski tarihli bağışlamanın lehtarı, kendisinden sonra yapılan bağışlamalar tenkis edilmeden ve saklı pay açığı kapanmadan dava tehdidi altına girmez. Bu kural, eski tarihli işlemlerin hukuki istikrarını güvenceye alır.

 

Kamu Tüzel Kişileri ve Kamusal Kurumlara Yapılan Kazandırmaların Ayrıcalıklı Durumu

Kanun koyucu kamu yararını gözeterek kamu tüzel kişileri (örneğin üniversiteler, belediyeler) ile kamu yararına çalışan dernek ve vakıflara yapılan sağlararası kazandırmaları özel bir korumaya tabi tutmuştur. TMK m. 570/3 uyarınca bu kurumlara yapılan sağlararası bağışlamalar, diğer tüm şahıslara yapılan sağlararası kazandırmalar tenkis edildikten sonra en son sırada tenkis edilir.

Tarihsel olarak kamu kurumuna yapılan bağışlama şahsa yapılan bağışlamadan daha sonraki bir tarihte gerçekleşmiş olsa bile, mahkeme öncelikle şahıslara yapılan bağışlamaları tenkis eder. Kamu kurumunun bağışlamasına ancak şahıslara yapılan tüm bağışlamalar tenkis edildiği halde saklı pay açığı kapanmazsa sıra gelir.


Soru: Mirasbırakan vefatından 3 ay önce bir kişiye vasiyetname ile ev bırakmış, 6 ay önce de başka birine dükkan bağışlamıştır. Mahkeme hangisini önce tenkis eder?

Mahkeme TMK m. 570 uyarınca önce ölüme bağlı tasarruf olan vasiyetnamedeki evi tenkis eder. Vasiyetnamenin tenkisi saklı pay açığını kapatmaya yeterse, 6 ay önce bağışlanan dükkana hiç dokunulmaz.

Soru: Mirasbırakan 2021 yılında A şahsına, 2023 yılında B şahsına taşınmaz bağışlamıştır. Saklı payı karşılamak için sağlararası bağışlamalara sıra gelirse hangisi tenkis edilir?

Mahkeme tarih sırasına göre en son yapılan bağışlamadan başlar. Bu nedenle 2023 yılında B şahsına yapılan bağışlama ilk önce tenkis edilir. Saklı pay açığı kapanmazsa 2021 yılındaki A şahsının bağışlamasına geçilir.


8. Tenkise Tabi Kazandırmada Bulunulan Üçüncü Kişilerin İade Borcunun Kapsamı ve İyiniyetin Hukuki Sonuçları (TMK m. 566)

Tenkis davası sonucunda lehine sağlararası kazandırma yapılan davalı, elindeki malı veya değerini saklı paylı mirasçıya iade etme yükümlülüğü altına girer. Ancak davalının bu iade borcunun sınırları, kazandırma konusunun bölünür olup olmamasına ve davalının iyiniyetli ya da kötüniyetli bulunmasına göre değişiklik gösterir. Kanun koyucu, kazandırma yapılan kişiyi sebepsiz yere zenginleştirmemeyi ve aynı zamanda iyiniyetli kişileri aşırı külfetten korumayı amaçlar.

İade borcunun kapsamını düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 566. maddesi hükmü şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 566: “Kendisine tenkise tabi bir kazandırma yapılmış olan kimse iyiniyetli ise, sadece mirasın açılması anında elinde kalan kısmı geri vermekle yükümlüdür; iyiniyetli değilse, iyiniyetli olmayan zilyedin geri verme borcuna ilişkin hükümlere göre sorumlu olur. Tenkise tabi ölüme bağlı tasarrufla kendisine intifa hakkı veya irat bakımından borç yüklenen kimse, tasarruf edilebilir kısmı aşan miktarının tenkisini isteyebileceği gibi, bu hakkın veya iradın değerini ödemek suretiyle borçtan kurtulmayı da isteyebilir.”

 

İyiniyetli Kazananın İade Sorumluluğu

TMK m. 566/1 uyarınca, kendisine sağlararası bağışlama yapılan kişi iyiniyetli ise (yani mirasbırakanın saklı pay kurallarını ihlal ettiğini veya ihlal etme kastı taşıdığını bilmiyorsa ve bilmesi gerekmiyorsa), iade borcu mirasın açıldığı (vefat) andaki mevcut durumla sınırlıdır.

İyiniyetli lehtar, mirasbırakan henüz sağ iken bağışlanan malı tüketmiş, üçüncü bir kişiye devretmiş veya mal telef olmuşsa, vefat anında elinde kalan kısmı (varsa ikame değeri/satış bedelini) iade eder. Vefat anından önce mal kendi kusuru olmaksızın yok olmuşsa, herhangi bir iade borcu altında kalmaz. Ayrıca iyiniyetli lehtar, mirasın açıldığı tarihe kadar maldan elde ettiği ürünleri (semereleri, örneğin kira gelirlerini) iade etmekle yükümlü değildir.

 

Kötüniyetli Kazananın İade Sorumluluğu

Kötüniyetli kazanan kişi (mirasbırakanın saklı payı zedeleme kastını bilen veya bilmesi gereken kimse), Türk Medeni Kanunu’nun 995. maddesinde düzenlenen iyiniyetli olmayan zilyedin sorumluluk rejimine tabidir. Kötüniyetli lehtar, bağışlanan malı mirasın açıldığı tarihten önce elden çıkarmış veya harcamış olsa dahi, malın tam değerini tazmin etmek zorundadır.

Kötüniyetli lehtar sadece malın aslını değil, malı elinde tuttuğu süre boyunca elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği tüm ürünleri (doğal ve hukuki semereleri, ecrimisil/kira geliri) saklı paylı mirasçılara ödemekle mükelleftir. Malın kendi kusuruyla harap olmasından da doğrudan sorumludur.

 

Bölünmez Malların Tenkisi ve Tercih Hakkı (TMK m. 564)

Tenkise tabi sağlararası kazandırma konusunun bölünmesi kabule şayan olmayan bir taşınmaz veya araç gibi parça borcu olması durumunda, Türk Medeni Kanunu’nun 564. maddesi devreye girer:

Türk Medeni Kanunu Madde 564: “Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesi mümkün olmayan bir malın tenkisi gerektiği takdirde, davanın muhatabı olan lehtar, dilerse saklı payı aşan kısmın değerini nakden ödeyerek malı verilmeksizin alır, dilerse tasarruf edilebilir kısmı karşılayan miktarını nakden alarak malı saklı paylı mirasçılara verir.”

Kanun metni açıkça davalı lehtara bir tercih hakkı (yenilik doğuran hak) tanır. Davalı lehtar, malın güncel değerini tespit ettirdikten sonra:

  1. Malın mülkiyetini tamamen kendi üzerinde tutup, tenkis edilmesi gereken (saklı payı ihlal eden) miktarı nakit olarak davacı mirasçıya ödeyebilir,
  2. Malı tamamen davacı saklı paylı mirasçıya devredip, kendisinin hakkı olan tasarruf edilebilir kısmın değerini nakit olarak davacıdan talep edebilir.

Soru: Bağışlanan taşınmaz bölünebilir nitelikte değilse, malın kimde kalacağına hakim mi karar verir?

Hayır, TMK m. 564 uyarınca tercih hakkı hakime veya davacıya değil, davalı lehtara aittir. Davalı isterse tenkis miktarını nakit ödeyip malı elinde tutar, isterse malı mirasçıya verip kendi payının bedelini nakit alır.

Soru: İyiniyetli bağışlama lehtarı, mirasbırakanın vefatından önce evden elde ettiği kira gelirlerini tenkis davası açılınca geri öder mi?

Hayır, TMK m. 566 uyarınca iyiniyetli lehtar mirasın açıldığı tarihe kadar elde ettiği semereleri (kira gelirlerini) iade etmekle yükümlü değildir.


9. Sağlararası Kazandırmaların Tenkisine İlişkin Davalarda Hak Düşürücü Sürelerin Niteliği ve Başlangıç Anı

Tenkis davası açma hakkı muayyen sürelerle sınırlandırılmıştır. Kanun koyucu, miras ilişkilerinin sonsuza kadar belirsiz kalmasını önlemek ve hukuki güvenliği sağlamak amacıyla katı süreler öngörmüştür. Tenkis davasındaki süreler zamanaşımı süresi değil, “hak düşürücü süre” niteliğindedir. Hak düşürücü süreler kamu düzenine ilişkindir; taraf ileri sürmese dahi hakim yargılamanın her aşamasında bu süreleri resen (kendiliğinden) dikkate alır.

Tenkis davasındaki hak düşürücü süreleri düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesi hükmü şu şekildedir:

Türk Medeni Kanunu Madde 571: “Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun hükümsüzlüğü diğer bir tasarrufun hükümsüzlüğünü doğurursa, süreler ikinci tasarrufun hükümsüzlüğünün kesinleştiği tarihte işlemeye başlar. Tenkis iddiası, her zaman def’i yoluyla ileri sürülebilir.”

 

Öğrenme Tarihinden İtibaren İşleyen Bir Yıllık Süre

TMK m. 571/1 uyarınca ilk hak düşürücü süre “öğrenme” tarihinden itibaren başlayan 1 yıllık süredir. Sürenin işlemeye başlaması için saklı paylı mirasçının iki hususu birden öğrenmesi şarttır:

  1. Mirasbırakanın vefat ettiğini (mirasın açıldığını) öğrenmesi,
  2. Saklı payını ihlal eden ölüme bağlı tasarrufu veya sağlararası kazandırmayı öğrenmesi.

Mirasçı mirasbırakanın öldüğünü bilmesine rağmen yapılan bağışlamayı öğrenmemişse 1 yıllık süre işlemeye başlamaz. Mirasçı bağışlamayı öğrendiği günden itibaren 1 yıl içinde tenkis davasını açmak zorundadır.

 

Tavan Süre Olan On Yıllık Hak Düşürücü Süre

Öğrenme gerçekleşmese dahi, kanun koyucu mutlak bir üst sınır koymuştur. Sağlararası kazandırmalarda mirasın açıldığı (mirasbırakanın ölüm) tarihinden itibaren 10 yılın geçmesiyle tenkis davası açma hakkı tamamen düşer.

Mirasçı sağlığında yapılan bağışlamayı vefattan 11 yıl sonra öğrense bile, 10 yıllık tavan süre dolduğu için artık tenkis davası açamaz. Ölüme bağlı tasarruflarda ise 10 yıllık süre mirasın açılmasından değil, vasiyetnamenin mahkemece resen açılıp mirasçılara okunma tarihinden itibaren işlemeye başlar.

 

Tenkis İddiasının Def’i Yoluyla İleri Sürülmesi (TMK m. 571/3)

Tenkis davası açma hakkı 1 ve 10 yıllık hak düşürücü sürelerle sınırlı olmasına rağmen, “tenkis def’i” süreye tabi değildir. TMK m. 571/3 uyarınca saklı paylı mirasçı, tenkis hakkını bir davada savunma araç olarak (def’i yoluyla) her zaman ileri sürebilir.

Örneğin, vasiyetname lehtarı mirasın açılmasından 12 yıl sonra vasiyet edilen malın kendisine teslimi için saklı paylı mirasçıya dava açarsa, davalı saklı paylı mirasçı hak düşürücü süre geçmiş olsa dahi “tenkis def’inde” bulunarak saklı payının verilmesini talep edebilir. Kanun koyucu, tenkis davası açma süresi dolmuş olsa bile mirasçının elindeki malı korumasına izin verir.


Soru: Mirasbırakanın vefatından 2 yıl sonra yapılan bağışlamayı öğrenen mirasçı tenkis davası açabilir mi?

Evet, 10 yıllık azami hak düşürücü süre henüz dolmadığı için, mirasçı bağışlamayı ve saklı payının ihlal edildiğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde tenkis davası açabilir.

Soru: Hak düşürücü sürenin kaçırıldığını davalı taraf itiraz olarak ileri sürmezse hakim davayı kabul edebilir mi?

Hayır, TMK m. 571’deki süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan kamu düzenini ilgilendirir. Davalı hiç itiraz etmese dahi hakim sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden (resen) inceler ve süre geçmişse davayı usulden reddeder.


10. Sağlararası Bağışlamaların Tenkisi Davalarında Usul Hukuku Boyutu: Görev, Yetki, İspat Yükü ve Yargılama Esasları

Sağlararası kazandırmaların tenkisi davaları, usul hukuku bakımından karmaşık dava tipleri arasında yer alır. Yargılama sürecinde usul kurallarının doğru uygulanması, davanın esastan reddedilmesini veya hak kayıplarının yaşanmasını engeller. Tenkis davasında görev, yetki, taraf sıfatı, harçlandırma ve ispat kuralları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri çerçevesinde yürütülür.

 

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Tenkis davalarında görevli mahkeme 6100 sayılı HMK m. 2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Dava konusunun değerine bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin bu eda davası Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür.

Yetkili mahkeme ise HMK m. 11 uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Bu yetki kuralı kesin yetki niteliğindedir. Taraflar yetki sözleşmesi yapamaz veya yetki itirazında bulunmasalar dahi mahkeme yetkisizliğini kendiliğinden göz önüne alır. Tenkis davası mutlaka mirasbırakanın vefat ettiği andaki adresinin bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır.

 

Taraf Ehliyeti ve Davada Husumet

Tenkis davasında davacı sıfatı (aktif husumet ehliyeti), saklı payı zedelenen saklı paylı mirasçılara (altsoy, ana-baba, sağ kalan eş) veya bunların alacaklılarına/iflas idaresine (TMK m. 562) aittir. Saklı payı bulunmayan yasal veya atanmış mirasçılar tenkis davası açamaz.

Davalı sıfatı (pasif husumet ehliyeti) ise, lehine tenkise tabi ölüme bağlı tasarruf veya sağlararası kazandırma yapılan kişilere (üçüncü şahıslara veya diğer mirasçılara) aittir. Kazandırma yapılan kişi vefat etmişse, husumet onun mirasçılarına yöneltilir.

 

İspat Yükü, Bilirkişi İncelemesi ve Harç Esasları

Tenkis davasında ispat yükü, saklı payının ihlal edildiğini ileri süren davacı saklı paylı mirasçının üzerindedir. Davacı, mirasbırakanın sağlığında yaptığı kazandırmanın TMK m. 565 maddesindeki şartları taşıdığını (örneğin bağışlamanın son bir yıl içinde yapıldığını veya saklı payı etkisiz kılma kastıyla yapıldığını) ispat etmek zorundadır. Mirasbırakanın kastı ve gizli bağışlama olguları her türlü hukuki delille (tanık, senet, keşif) ispat edilebilir.

Tenkis davası nisbi harca tabidir. Dava açılırken saklı payı ihlal edilen muhtemel miktar üzerinden nisbi karar ve ilam harcının peşin kısmı yatırılır. Yargılama sırasında mahkeme uzman bilirkişi heyeti (hukukçu, gayrimenkul değerleme uzmanı, hesap uzmanı) marifetiyle tereke hesabı yaptırır. Bilirkişi raporu sonucunda netleşen tenkis miktarına göre dava dilekçesindeki talep harç tamamlanarak kesinleştirilir.


Soru: Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde tenkis davası açılabilir mi?

Hayır, taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkili olsa da, tenkis davası bir şahsi hak davasıdır. HMK m. 11 uyarınca kesin yetkili mahkeme mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.

Soru: Tenkis davasında mirasbırakanın bağışlama yaparken saklı payı ihlal etme niyetinde olduğu tanıkla ispatlanabilir mi?

Evet, mirasbırakanın kastı ve amacı psikolojik bir vakıa olduğundan davacı taraf bu durumu tanık beyanları ve yazışmalar dahil her türlü delille ispatlayabilir.


Sonuç

Sonuç olarak, Türk Miras Hukukunda saklı pay koruması ve tenkis müessesesi, mirasbırakanın mülkiyet hakkından kaynaklanan tasarruf özgürlüğü ile ailesinin ekonomik varlığını koruma gayesi arasındaki hassas dengeyi güvence altına alan temel bir hukuki enstrüman işlevi görmekte; mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği karşılıksız kazandırmalar, Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesinde öngörülen kanuni şartlar ve saklı pay kurallarını etkisiz kılma kastı çerçevesinde tenkis denetimine tabi tutularak, mirasta denkleştirme kurumundan ayrışan özgün ve emredici niteliğiyle net tereke hesabına dahil edilmektedir. Net terekenin tespitinde mirasbırakanın ölüm tarihindeki rayiç değerlerin esas alınması, TMK m. 570 uyarınca tenkisteki kronolojik sıra ilkesine harfiyen uyulması, lehine kazandırma yapılan üçüncü kişilerin iyiniyet durumuna göre iade borcunun kapsamının belirlenmesi ve dava hakkının TMK m. 571’de düzenlenen bir ve on yıllık hak düşürücü süreler içinde mirasbırakanın son yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesinde kullanılması, hem maddi hem de usul hukuku bakımından saklı paylı mirasçıların hak kayıplarını önleyen ve mülkiyet hakkının adil dağılımını temin eden bütüncül bir hukuki rejim oluşturmaktadır.

 

DETAYLI BİLGİ İÇİN LÜTFEN İLETİŞİME GEÇİNİZ


Copyright 2024