Miras Sebebiyle İstihkak Davasının Hukuki Niteliği ve Koruma Alanı
Miras hukuku, mirasbırakanın vefatı ile birlikte terekede yer alan hak, alacak ve borçların mirasçılara intikalini düzenleyen temel kuralları ihtiva eder. Türk Medeni Kanunu sistematiğinde miras, tereke üzerinde hak sahibi olan mirasçılara kanun gereği kendiliğinden intikal eder. Bu durum, külli halefiyet ilkesinin doğal bir sonucudur. Ancak uygulamada, mirasbırakanın ölümünden sonra tereke mallarının fiilen veya hukuken mirasçı sıfatı taşımayan ya da miras payından fazlasına el koyan kişilerce zilyetliğe konu edilmesi sıkça karşılaşılan bir uyuşmazlık türüdür. Mirasçılık sıfatının inkâr edilmesi veya zilyedin tereke üzerinde üstün bir miras hakkı bulunduğunu iddia etmesi halinde devreye miras sebebiyle istihkak davası girer. Marmaris Koçak Hukuk Bürosu, Avukat Mehmet Altan Koçak tarafından kurulmuş olup Türkiye genelinde miras hukuku uyuşmazlıklarında hukuki hizmet sunmaktadır. Terekenin haksız zilyetlerden arındırılması ve hak sahibi mirasçıya teslimi amacıyla açılan bu dava, karma nitelikli yapısıyla genel ayni davalardan ayrışır.
Davanın Tanımı ve Kanuni Dayanağı (TMK m. 637)
Miras sebebiyle istihkak davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 637. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrası hükmüne göre: “Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir.” Bu tanımdan anlaşılacağı üzere dava, mirasçılık hakkına dayanılarak açılan, terekenin tamamının veya bir kısmının davacıya teslimini amaçlayan özel bir himaye aracıdır.
Kanun koyucu mezkûr maddenin ikinci fıkrasında, “Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer.” hükmüne yer vererek mahkemeye mirasçılık sıfatının tespiti konusunda doğrudan bir yetki tanımıştır. Üçüncü fıkrada ise davacının talebi halinde hakkın korunması gayesiyle hâkimin davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alacağı hüküm altına alınmıştır. Madde metninde yer alan bu açık ifadeler, davanın yalnızca bir eda davası olmadığını, bünyesinde mirasçılık sıfatının tespitini barındıran inşai ve tespit unsurlarını da içeren karma bir hukuki çare olduğunu ortaya koyar.
Miras sebebiyle istihkak davasının ayırt edici temel unsuru, davacının talebini mirasçılık sıfatındaki üstün hakkına dayandırmasıdır. Davalı taraf ise zilyetliğini ya haksız bir mirasçılık iddiasına ya da terekeyi haklı bir sebebe dayanmaksızın elinde bulundurma olgusuna dayandırmaktadır. Davacının mülkiyet hakkından ziyade mirasçılık sıfatına dayanması, uyuşmazlığın çözümünde genel istihkak hükümlerinin değil, miras hukukunun özel koruma kurallarının uygulanmasını zorunlu kılar.
Davanın Miras Hukuku Sistematiğindeki Yeri ve İşlevi
Miras hukukunda terekenin intikali, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesinde yer alan külli halefiyet ilkesine dayanır. Söz konusu maddenin birinci fıkrasına göre: “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.” İkinci fıkra ise kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçıların, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanacaklarını ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olacaklarını belirtir. Külli halefiyet gereğince tereke üzerindeki mülkiyet ve zilyetlik hakları ölüm anında kendiliğinden mirasçılara geçmesine rağmen, fiili durum her zaman hukuki durumla örtüşmeyebilir.
Tereke malları üçüncü bir kişinin veya tereke üzerinde üstün hakkı bulunmayan başka bir mirasçının elinde kalmış olabilir. Bu durumda mirasçının hakkını koruyacak hukuki mekanizmaların varlığı zaruridir. Miras sebebiyle istihkak davası, külli halefiyet ilkesinin zedelendiği noktada mirasçının miras payına ve terekeye fiilen kavuşmasını temin eden nihai koruma kalkanıdır. Terekenin bir bütün olarak korunması işlevini görür. Davacı mirasçı, tek tek her bir mal için mülkiyet ispatı külfetine girmeksizin, yalnızca mirasçılık sıfatını ve terekede yer alan malın mirasbırakana ait olduğunu ispatlayarak malın iadesini talep edebilir.
Miras Sebebiyle İstihkak Davasını Açabilecek Kişiler: Davacı Sıfatı
Miras sebebiyle istihkak davasında aktif dava ehliyeti ve davacı sıfatı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 637. maddesi gereğince yasal veya atanmış mirasçılara aittir. Yasal mirasçılar; mirasbırakanın kan hısımları, sağ kalan eşi, evlatlığı ve belirli şartlarda Devletten oluşur. Atanmış mirasçılar ise mirasbırakanın ölüme bağlı tasarruf yoluyla terekesinin tamamını veya belirli bir kesrini tahsis ettiği gerçek ya da tüzel kişilerdir.
Belirli mal vasiyeti alacaklısı (musaleh), miras sebebiyle istihkak davası açma hakkına sahip değildir. Vasiyet alacaklısı bir ayni hakka doğrudan sahip olmayıp, yalnızca mirasçılara karşı kişisel bir alacak hakkına sahiptir. Bu nedenle vasiyet alacaklısı, kendisine vasiyet edilen malın teslimi amacıyla miras sebebiyle istihkak davası değil, vasiyetnamenin tenfizi veya alacak davası açabilir.
Miras ortaklığının devam ettiği hallerde, elbirliği mülkiyeti kuralları geçerlidir. Terekeye dahil bir malın üçüncü kişiden geri alınması için kural olarak tüm mirasçıların birlikte hareket etmesi veya terekeye temsilci atanması gerekir. Ancak miras sebebiyle istihkak davasında durum farklılık gösterir. Mirasçılardan her biri, kendi miras payına hasren veya terekenin tamamının tereke ortaklığı adına iadesi için bu davayı açabilir. Davalı, diğer bir mirasçı ise ve davacının mirasçılık sıfatını inkâr ediyorsa, davacı mirasçı kendi payı oranında tescil veya teslim talep edebilir.
Miras sebebiyle istihkak davasını kimler açabilir? Yasal mirasçılar ve mirasbırakan tarafından usulüne uygun şekilde atanmış mirasçılar bu davayı açma hakkına sahiptir. Belirli mal vasiyeti alacaklıları ve mirasbırakanın alacaklıları ise mirasçı sıfatına sahip olmadıklarından bu davayı ikame edemezler.
Davalı Sıfatı: Terekeyi veya Tereke Malını Hak İddiasıyla Elinde Bulunduranlar
Miras sebebiyle istihkak davasında pasif dava ehliyeti ve davalı sıfatı, terekeyi veya terekeye dahil herhangi bir malı haklı bir hukuki sebebe dayanmaksızın elinde bulunduran kişilere aittir. Ancak bu zilyetliğin rastgele bir zilyetlik olmaması gerekir. Davalı; terekeyi ya kendisinin tek veya üstün hak sahibi mirasçı olduğu iddiasıyla elinde tutmalı ya da davacının mirasçılık sıfatını inkâr ederek tereke malları üzerinde tasarruf etmelidir.
Uygulamada davalılar iki ana grupta toplanır: Birinci grup, kendisini tek mirasçı veya daha üst derecede mirasçı zanneden ya da gerçeğe aykırı mirasçılık belgesi alarak terekeyi ele geçiren sahte veya haksız mirasçılardır. İkinci grup ise mirasbırakanın sağlığında vekili, bakıcısı, temsilcisi veya emanetçisi olup, vefat sonrasında tereke mallarını mirasçılara teslim etmeyerek mal üzerinde haksız zilyetlik kuran üçüncü kişilerdir.
Davalı şayet tereke malını miras hakkına dayanmaksızın, mirasbırakan ile yaptığı bir kira, rehin veya ariyet sözleşmesine dayanarak elinde tutuyorsa, mirasçıların açacağı dava miras sebebiyle istihkak davası değildir. Bu takdirde mirasbırakanın halefi sıfatıyla ilgili sözleşmeye dayalı iade davası veya mülkiyet hakkına dayalı genel istihkak davası açılmalıdır. Davalının zilyetlik savı, davanın hukuki niteliğini doğrudan belirler.
Hâkimin Mirasçılık Sıfatını Çözme Yetkisi ve İhtiyati Tedbir Önlemleri
Türk Medeni Kanunu’nun 637. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hâkim, miras sebebiyle istihkak davasında mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözme yetkisine sahiptir. Bu düzenleme, usul ekonomisi ilkesinin somut bir tezahürüdür. Normal şartlarda mirasçılık belgesi sulh hukuk mahkemesinden veya noterlikten hasımsız olarak alınır. Mirasçılık belgesine yönelik itirazlar ve belgenin iptali davaları ise ayrı bir yargılama gerektirir. Ancak miras sebebiyle istihkak davası açıldığında, davanın görüldüğü asliye hukuk mahkemesi, davacının veya davalının mirasçılık sıfatını bir ön mesele veya davanın asıl unsuru olarak doğrudan inceleyip karara bağlar. Tarafların ayrıca sulh hukuk mahkemesinde mirasçılık belgesinin iptali için dava açmalarına ve bu davanın bekletici mesele yapılmasına gerek kalmaz.
Tereke mallarının dava süresince elden çıkarılması, tahrip edilmesi veya gizlenmesi ciddi bir tehlikedir. Bu tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla TMK m. 637/3 uyarınca mahkeme, davacının talebi üzerine gecikmeksizin ihtiyati tedbir kararı verir. Bu tedbirler; tapu kütüğüne davalıdır şerhi konulması, taşınırların güvenilir bir yediemine tevdi edilmesi, banka hesaplarının bloke edilmesi veya davalının belirli bir teminat göstermesi şeklinde tezahür edebilir. İhtiyati tedbir talebinin kabulü için davacının yaklaşık ispat seviyesinde haklılığını ortaya koyması yeterlidir.
Miras Sebebiyle İstihkak Davası ile Benzer Davaların Karşılaştırılması
Hukuk pratiğinde miras sebebiyle istihkak davası, benzer amaca hizmet eden diğer ayni ve şahsi davalarla sıklıkla karıştırılmaktadır. Davanın hukuki nitelendirmesinin doğru yapılması; uygulanacak zamanaşımı, ispat yükü, harçlandırma ve görevli mahkeme kurallarını doğrudan tayin eder. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hukuki tavsif hâkime ait olsa da, dava dilekçesinde vakıaların doğru kurgulanması usuli kayıpları engeller.
Ayni İstihkak Davası (TMK m. 683) ile Miras Sebebiyle İstihkak Davasının Ayrımı
Mülkiyet hakkına dayanan genel istihkak davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinde vücut bulur. Anılan hükme göre bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir; malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı da istihkak davası açabilir. Ayni istihkak davası ile miras sebebiyle istihkak davası arasındaki temel farklar şu şekildedir:
Ayni istihkak davasında davacı, terekedeki her bir malın mülkiyetinin kendisinde olduğunu ispatlamak zorundadır. Miras sebebiyle istihkak davasında ise davacı, yalnızca mirasçılık sıfatını ve malın terekeye dahil olduğunu ispatlar.
Ayni istihkak davası hiçbir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Mülkiyet hakkı devam ettiği müddetçe her zaman açılabilir. Miras sebebiyle istihkak davası ise TMK m. 639’da öngörülen bir, on ve yirmi yıllık zamanaşımı sürelerine tabidir.
Ayni istihkak davasında davalı, malı salt haksız bir fiille veya sözleşmesiz olarak elinde bulundurmaktadır. Miras sebebiyle istihkak davasında ise davalı, malı mirasçılık iddiasıyla veya miras hukukuna dayalı haksız bir tasarrufla elinde tutar.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2016 tarihli ve E. 2015/14078, K. 2016/6413 sayılı kararında bu ayrım açıkça ortaya konulmuştur: “Dava konusu olayda tarafların mirasçılık sıfatına dair herhangi bir çekişme mevcut olmayıp istem, murise ait hesaptan davalı tarafından çekilen bedelin tahsili istemine ilişkin olup adi istihkak niteliğindedir. Adi istihkak davasında ise zamanaşımı süresi söz konusu değildir. Bu itibarla mahkemece davanın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiştir.”
Bu içtihattan da anlaşılacağı üzere, taraflar arasında mirasçılık sıfatı tartışma konusu değilse, salt tereke malının iadesine yönelik talepler ayni istihkak karakteri taşır ve zamanaşımına uğramaz.
Mirasçılık Belgesinin İptali Davası ile İlişkisi
Mirasçılık belgesi (veraset ilamı), mirasçıların terekedeki hak sahipliğini ve miras paylarını gösteren usuli bir belgedir. Bu belge maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; aksi her zaman ispat edilebilir. Hatalı veya gerçeğe aykırı bir mirasçılık belgesine dayanarak terekeyi tasarruf eden bir kişiye karşı açılacak dava, mirasçılık belgesinin iptali davasıdır.
Mirasçılık belgesinin iptali davası müstakil olarak açılabileceği gibi, miras sebebiyle istihkak davasının içinde bir ön mesele olarak da ileri sürülebilir. TMK m. 637/2 uyarınca istihkak davasına bakan mahkeme, mirasçılık sıfatını doğrudan çözme yetkisini haiz olduğundan, ayrıca bir mirasçılık belgesi iptali davası açılmasına gerek kalmaksızın doğru mirasçılık durumunu tespit eder. Mirasçılık belgesinin iptali davası herhangi bir zamanaşımına tabi değildir; her zaman açılabilir. Ancak miras sebebiyle istihkak davası zamanaşımına uğramışsa, mirasçılık belgesi iptal ettirilse dahi tereke mallarının fiili iadesi talep edilemeyebilir.
Tapu İptali ve Tescil Davaları ile Kesişme Noktaları
Terekeye dahil taşınmazların haksız olarak üçüncü şahıslar veya diğer mirasçılar adına tapuda tescil edilmesi halinde tapu iptali ve tescil davası gündeme gelir. Taşınmaz, mirasbırakanın ölümünden önce yolsuz bir tescille devredilmişse (örneğin muris muvazaası veya vekâlet görevinin kötüye kullanılması sebebiyle), açılacak dava miras sebebiyle istihkak davası değil, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasıdır. Muris muvazaası davaları ayni hakka dayandığı için zamanaşımına tabi değildir.
Buna karşılık, mirasbırakanın vefatından sonra sahte mirasçılık belgesiyle tereke taşınmazının kendi adına tescilini sağlayan kişiye karşı açılacak dava, esasında miras sebebiyle istihkak talebini içerir. Tapu kütüğünün düzeltilmesi talebi bu davada iade talebinin zorunlu bir parçası olarak karşımıza çıkar.
Elbirliği Mülkiyetinde Mirasçıların Birbirine Karşı Açtığı Davalar ve Nitelendirme Sorunu
Mirasbırakanın ölümüyle tereke üzerinde mirasçılar arasında kendiliğinden elbirliği mülkiyeti kurulur (TMK m. 701). Elbirliği mülkiyetinde her bir mirasçının hakkı terekenin tamamını kapsar ve tereke malları üzerinde tasarruf ancak oybirliğiyle mümkündür. Mirasçılardan birinin diğer mirasçıların hakkını inkâr etmeksizin tereke malını tek başına kullanması durumunda, ecrimisil (haksız işgal tazminatı) veya elatmanın önlenmesi davası açılır. Bu davalarda intifadan men koşulu aranır.
Ancak mirasçılardan biri, diğer mirasçının mirasçılık sıfatını toptan inkâr ederek veya kendisinin vasiyetname gereği tek mirasçı olduğunu öne sürerek terekedeki tüm mallara el koymuşsa, açılacak dava elatmanın önlenmesi değil, miras sebebiyle istihkak davasıdır. Burada uyuşmazlığın temeli miras payının kullanımında değil, bizzat mirasçılık sıfatının inkârında yatar.
Mirasçılar arasında açılan her mal paylaşımı davası miras sebebiyle istihkak davası mıdır? Hayır. Mirasçıların birbirlerinin mirasçılık sıfatını tanıdığı, yalnızca tereke mallarının paylaşılmasında anlaşamadığı hallerde açılacak dava Türk Medeni Kanunu’nun 642. maddesi uyarınca miras payının devri veya ortaklığın giderilmesi (izale-i şüyu) davasıdır. Bu davalar zamanaşımına tabi tutulamaz.
Terekenin Korunması Tedbirleri (TMK m. 589 vd.) ile Karşılaştırma
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 589 ve devamı maddeleri terekenin korunmasına ilişkin idari ve usuli önlemleri düzenler. Sulh hakimi; tereke mallarının defterinin tutulması, mühürlenmesi, resmen yönetilmesi veya vasiyetnamelerin açılması gibi koruma önlemlerini re’sen veya talep üzerine alır.
Terekenin korunması tedbirleri çekişmesiz yargı işidir ve nihai bir uyuşmazlık çözmez. Miras sebebiyle istihkak davası ise çekişmeli yargı alanına girer, tarafların hak sahipliğini kesin olarak karara bağlar ve malın fiziken iadesini sağlar. Tereke tedbirleri miras sebebiyle istihkak davası için zamanaşımını durdurmaz veya kesmez; ancak istihkak davası açılana kadar terekenin telef olmasını engeller.
Miras Sebebiyle İstihkak Davasında Zamanaşımı Süreleri (TMK m. 639)
Miras sebebiyle istihkak davasının en kritik ve karmaşık boyutunu, kanunda öngörülen kanuni süreler oluşturur. Kanun koyucu, miras ilişkilerindeki hukuki güvenliği ve istikrarı temin etmek amacıyla, tereke üzerindeki hak iddialarını belirli zaman sınırlarına bağlamıştır. Bu süreler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 639. maddesinde düzenlenmiştir.
Sürelerin Hukuki Niteliği: Zamanaşımı mı Hak Düşürücü Süre mi?
Doktrinde ve yargı uygulamasında uzun yıllar boyunca TMK m. 639’da (eski Medeni Kanun m. 579) yer alan sürelerin zamanaşımı mı yoksa hak düşürücü süre mi olduğu tartışılmıştır. Kanun metni açıkça “zamanaşımına uğrar” ve “zamanaşımı süresi” ifadelerini kullanmaktadır.
Hak düşürücü süreler, hakkın özünü ortadan kaldıran, hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gereken ve kesilme ya da durma hükümlerine tabi olmayan sürelerdir. Zamanaşımı ise hakkı sona erdirmeyip, hakka bağlı dava hakkını defi yoluyla dermeyan edilebilir hale getiren bir usul kurumudur. Zamanaşımı itirazı taraflarca ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınamaz.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 09.12.2019 tarihli ve E. 2019/3156, K. 2019/8389 sayılı kararı bu konudaki tereddütleri gidermiştir: “Türk Medeni Kanununun 639. maddesi gereğince miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar… Mahkemece birleşen davada uygulanması gerekmeyen Türk Medeni Kanununun 571. maddede belirtilen hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş ise de davanın reddi sonucu itibariyle doğru olduğundan gerekçenin 639. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi geçmiş olduğundan davanın reddine şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.”
Yargıtay’ın istikrarlı uygulaması uyarınca TMK m. 639’da düzenlenen süreler kesin olarak zamanaşımı süresidir; hak düşürücü süre niteliğinde değildir. Bu sebeple davalı taraf süresinde usulüne uygun bir zamanaşımı def’inde bulunmazsa, hâkim sürenin geçtiğini görse dahi davayı süre yönünden reddedemez.
Miras sebebiyle istihkak davasında süreler hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır mı? Hayır. Kanunda öngörülen bir, on ve yirmi yıllık süreler zamanaşımı niteliğinde olduğundan, hâkim re’sen gözetemez; davalının bu yönde açıkça zamanaşımı def’i ileri sürmesi zorunludur.
İyiniyetli Davalılara Karşı Öngörülen Bir Yıllık Nisbi Süre
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 639. maddesinin birinci fıkrası, iyiniyetli zilyede karşı açılacak davada ikili bir süre mekanizması öngörmüştür. Bu mekanizmanın ilk basamağı bir yıllık nisbi zamanaşımı süresidir. Kanun hükmüne göre bu süre, “davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak” işlemeye başlar.
Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması kümülatif iki şartın gerçekleşmesine bağlıdır: Davacının mirasçı olduğunu öğrenmesi gerekir. Mirasbırakanın ölümünden haberdar olmayan ya da soybağının sonradan kurulması sebebiyle mirasçı olduğunu bilmeyen kişi bakımından süre başlamaz. İyiniyetli davalının terekeyi veya dava konusu tereke malını elinde bulundurduğunu öğrenmesi gerekir.
Bu iki olgudan hangisi daha geç gerçekleşmişse, bir yıllık nisbi süre o tarihten itibaren hesaplanır. Öğrenme olgusu sübjektif bir vakıadır. Bu sebeple davalının, davacının bu durumu daha önce öğrendiğini somut delillerle ispat etmesi gerekir. Salt varsayımlar veya dedikodular öğrenme sayılmaz; öğrenmenin şüpheye yer bırakmayacak derecede kesin bilgiye dayanması aranır.
On Yıllık Mutlak Zamanaşımı Süresi ve Başlangıç Anı
TMK m. 639/1 hükmünde yer alan ikinci süre, on yıllık mutlak zamanaşımı süresidir. Kanun, “ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar” ifadesiyle üst sınırı çizmiştir.
On yıllık süre objektif niteliktedir. Davacının mirasçı olduğunu veya malın zilyette bulunduğunu öğrenip öğrenmemesi bu sürenin işlemesini engellemez. Yasal mirasçılar bakımından sürenin başlangıcı mirasbırakanın ölüm anıdır. Atanmış mirasçılar veya vasiyetnameye dayanan hak sahipleri bakımından ise süre, vasiyetnamenin sulh mahkemesince usulüne uygun şekilde açılıp ilgililere okunduğu tarihten itibaren başlar.
Bir yıllık nisbi süre ile on yıllık mutlak süre birbirini tamamlar. Davacı, durumu mirasbırakanın ölümünden dokuz yıl sonra öğrenmişse, geriye kalan bir yıllık sürede davasını açmalıdır. Ancak mirasbırakanın ölümünden itibaren dokuz yıl altı ay geçmişse, davacı öğrenme tarihinden itibaren bir yılı kullanamaz; onuncu yılın dolmasıyla birlikte davanın zamanaşımına uğraması riskiyle karşılaşır.
İyiniyetli Olmayan Zilyetlere Karşı Uygulanan Yirmi Yıllık Zamanaşımı Süresi
Türk Medeni Kanunu’nun 639. maddesinin ikinci fıkrası, terekeyi haksız ve kötüniyetle elinde bulunduran kişilere karşı çok daha uzun bir zamanaşımı süresi tanımıştır: “İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır.”
Kötüniyetli davalılara karşı bir yıllık nisbi süre uygulanmaz. Kanun koyucu kötüniyetli zilyedi koruma ihtiyacı duymamış, onu yirmi yıllık uzun bir süre boyunca dava tehdidi altında bırakmıştır. Yirmi yıllık süre, mutlak bir süredir ve mirasbırakanın ölümünden veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren başlar. Davacı mirasçı, kötüniyetli davalıya karşı yirmi yıl boyunca dilediği zaman bu davayı açabilir; öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içinde açma zorunluluğu bu fıkra kapsamında aranmaz.
İyiniyet ve Kötüniyet Kavramlarının Yargıtay Kararları Işığında Somutlaştırılması
Miras sebebiyle istihkak davasında davanın bir/on yıllık mı yoksa yirmi yıllık zamanaşımına mı tabi olacağını belirleyen anahtar kavram, zilyedin iyiniyetli olup olmadığıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 3. maddesi gereğince, kanunun iyiniyete sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Miras hukuku pratiğinde iyiniyet; davalının, tereke malını elinde bulundururken kendisinin gerçek hak sahibi mirasçı olduğuna inanması ve bu inancında haklı bulunmasıdır. Örneğin, nüfus kayıtlarındaki maddi bir hata sebebiyle kendisini tek mirasçı zanneden ve tereke malını bu sıfatla teslim alan kişi iyiniyetlidir.
Kötüniyet ise davalının, tereke malı üzerinde üstün bir hakkı bulunmadığını bilmesi veya somut olayın şartları gereği bilmek zorunda olmasıdır. Başka mirasçıların varlığını bilmesine rağmen onları gizleyerek gerçeğe aykırı mirasçılık belgesi alan, mirasbırakanın diğer mirasçılarını tereke mallarından mahrum bırakmak amacıyla malları kaçıran veya mirasbırakanın vefatından sonra elindeki emanet malları sahiplenen kişi kötüniyetlidir. Bu kişilere karşı açılacak davada zamanaşımı yirmi yıldır.
Miras Sebebiyle İstihkak Davasında Zamanaşımının İşlemesi, Durması ve Kesilmesi
Zamanaşımı, kanunda belirlenen olguların gerçekleşmesiyle işlemeye başlar; ancak borçlar hukuku ve medeni hukuk genel prensipleri uyarınca belirli sebeplerin varlığı halinde durabilir veya kesilebilir. Miras sebebiyle istihkak davasında sürelerin nasıl hesaplanacağı teknik bir değerlendirme gerektirir.
Zamanaşımı Süresinin Başlangıcında Öğrenme Olgusunun İspatı
TMK m. 639/1 kapsamındaki bir yıllık nisbi zamanaşımı süresinde öğrenme anı belirleyicidir. Davalı taraf zamanaşımı def’inde bulunduğunda, davacının dava tarihinden geriye doğru bir yıldan daha uzun bir süre önce mirasçılığını ve zilyedin durumunu bildiğini ispat etmekle yükümlüdür.
Öğrenme olgusu her türlü delille ispatlanabilir. Noterlikten alınan mirasçılık belgesi, tereke tespit davası tutanakları, mirasbırakanın terekesine ilişkin olarak çekilen ihtarnameler, taraflar arasındaki yazışmalar veya tanık beyanları öğrenme tarihinin tespitinde dikkate alınır. Şayet davalı taraf öğrenme tarihini somutlaştıramazsa, zamanaşımı def’i mahkemece reddedilir.
Davacının tereke malının zilyette olduğunu öğrendiği tarih nasıl belirlenir? İspat yükü zamanaşımı def’ini ileri süren davalıya aittir. Davalı; resmi yazışmalar, tebligatlar, ihtarname tarihleri veya tanık anlatımlarıyla davacının hem mirasçılığını hem de malın zilyette bulunduğunu bir yıldan daha önce öğrendiğini kesin delillerle ispatlamalıdır.
Türk Borçlar Kanunu Genel Hükümlerinin Zamanaşımına Uygulanabilirliği
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146 ila 161. maddeleri arasında düzenlenen zamanaşımı genel hükümleri, aksine özel bir hüküm bulunmadıkça medeni hukukun diğer alanlarına da kıyasen uygulanır (TMK m. 5). Bu bağlamda miras sebebiyle istihkak davasındaki zamanaşımı sürelerinin hesabında, durmasında ve kesilmesinde Türk Borçlar Kanunu hükümleri caridir.
Sürelerin hesabında TBK m. 151 hükmü gereğince gün olarak belirlenen süreler ilk gün hesaba katılmaksızın, son günün mesai bitiminde tamamlanır. Tatil günleri sürenin sonuna rastlarsa, süre ilk iş gününün sonuna kadar uzar.
Zamanaşımının Durduğu Haller
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153. maddesinde zamanaşımının durma sebepleri sayılmıştır. Miras sebebiyle istihkak davasında zamanaşımının durması; başlamış olan sürenin durmasına ve engelin kalkmasıyla kaldığı yerden işlemeye devam etmesine yol açar. Süre sıfırlanmaz.
Miras sebebiyle istihkak davasında zamanaşımını durduran başlıca haller şunlardır: Velayet altında bulunan çocukların ana ve babalarına karşı olan haklarında, velayet ilişkisi devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez ve durur. Vesayet altında bulunanların vasiye veya vesayet makamlarına karşı olan taleplerinde vesayet sona erene kadar süre durur. Bir uyuşmazlığın Türk mahkemelerinde ileri sürülmesinin mücbir sebeple imkânsız hale gelmesi durumunda bu imkânsızlık ortadan kalkana kadar zamanaşımı durur.
Örneğin, mirasçı küçük yaşta ise ve terekeyi elinde bulunduran kişi onun velisi veya vasisi ise, küçüğün bu kişiye karşı açacağı miras sebebiyle istihkak davasında zamanaşımı ergin olana veya vesayet kalkana kadar işlemez.
Zamanaşımını Kesen Sebepler ve Miras Ortaklığına Etkisi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 154. maddesi uyarınca zamanaşımını kesen sebepler gerçekleştiğinde, o ana kadar işlemiş olan süre tamamen yanar ve kesilme anından itibaren yeni bir süre işlemeye başlar.
Zamanaşımını kesen temel sebepler: Davalının borcunu veya davacının miras hakkını ikrar etmesi (örneğin tereke malının davacıya ait olduğunu kabul etmesi veya tereke hesabından davacıya pay vermesi). Davacının dava açması, icra takibi yapması, tahkime başvurması veya iflas masasına başvurması. Hâkim huzurunda veya arabuluculuk sürecinde hakkın ileri sürülmesi.
Miras sebebiyle istihkak davası açılmasıyla birlikte zamanaşımı kesilir. Dava süresince yargılamanın her usuli işleminde (karar tebliği, keşif, bilirkişi incelemesi) zamanaşımı yeniden kesilerek baştan işlemeye başlar. Ancak bu kesilme yalnızca davayı açan mirasçı bakımından sonuç doğurur; dava açmayan diğer mirasçıların sürelerini kesmez.
Zamanaşımının Bir Def’i Olması ve Hâkim Tarafından Re’sen Dikkate Alınamaması
Zamanaşımı bir itiraz değil, bir def’idir. İtiraz hakkı ortadan kaldıran bir vakıa olduğu için hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınırken; def’i, hak sahibinin hakkını talep etmesini engelleyen karşı bir haktır.
Davalı taraf zamanaşımı def’ini 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 116. maddesi uyarınca ilk itiraz olarak değil, cevap dilekçesinde esasa cevap olarak ileri sürmek zorundadır. Davalı, cevap dilekçesinde süresinde zamanaşımı def’inde bulunmazsa, sonradan bu def’iyi ileri sürmesi iddianın ve savunmanın genişletilmesi yasağına (HMK m. 141) takılır. Davacı taraf açık muvafakat vermedikçe sonradan ileri sürülen zamanaşımı def’i mahkemece incelenemez.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Sürelerin Uygulanmayacağı İstisnai Durumlar
Miras sebebiyle istihkak davasında TMK m. 639 hükmü her somut olaya otomatik olarak uygulanmaz. Kanun koyucunun ve içtihatların mülkiyet hakkını, kamu düzenini ve adalet hissini korumak gayesiyle zamanaşımını devre dışı bıraktığı çok önemli istisnalar mevcuttur.
Mirasçılık Sıfatında Çekişme Bulunmayan Hallerde Zamanaşımı Sorunu
Bir davanın miras sebebiyle istihkak davası olarak nitelendirilebilmesi için taraflar arasında mirasçılık sıfatına dair bir uyuşmazlığın bulunması şarttır. Şayet davalı, davacının mirasçılık sıfatını inkâr etmiyor, kendisinin tek mirasçı olduğunu iddia etmiyor ve yalnızca terekeye ait bir malı elinde tutuyorsa, uyuşmazlık miras sebebiyle istihkak değil, adi (ayni) istihkak davasıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 2015/14078 Esas ve 2016/6413 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, mirasçılık sıfatında çekişme yoksa TMK m. 639’daki zamanaşımı süresi uygulanamaz. Ayni hakka dayalı davalar zamanaşımına uğramadığından, davacı mirasçı tereke malının terekeye iadesini veya kendi payı oranında bedelini her zaman talep edebilir.
Mirasçılık sıfatı tartışmasız olan kardeşler arasındaki mal iadesi davalarında zamanaşımı işler mi? Kardeşler birbirlerinin mirasçılık sıfatını inkâr etmiyorsa, murisin banka hesabından çekilen paranın veya tereke malının pay oranında tahsili talepleri adi istihkak veya alacak niteliğindedir; bu taleplerde TMK m. 639’daki miras istihkakı zamanaşımı süreleri uygulanmaz.
Ketmi Verese (Mirasçının Gizlenmesi) Olgusu ve Hukuki Sonuçları
Uygulamada en ağır kötüniyet hallerinden biri ketmi verese olarak adlandırılan mirasçının kasten gizlenmesi durumudur. Mirasbırakanın ölümünden sonra mirasçılardan birinin, diğer bir mirasçının (örneğin evlilik dışı doğup tanınan bir çocuğun veya başka bir şehirde yaşayan mirasçının) varlığını bildiği halde, yetkili mercilere gerçeğe aykırı beyanda bulunarak kendisini tek mirasçı gibi göstermesi ve buna dayalı mirasçılık belgesi alması ketmi verese teşkil eder.
Ketmi verese halinde davalı açıkça kötüniyetlidir. Bu kişiye karşı bir yıllık nisbi zamanaşımı süresi uygulanamaz. Dava, TMK m. 639/2 gereğince yirmi yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Hatta Yargıtay’ın bazı köklü kararlarında, ketmi verese fiilinin suç teşkil etmesi (resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan veya dolandırıcılık) sebebiyle, ceza hukuku zamanaşımı sürelerinin daha uzun olması halinde uzamış ceza zamanaşımının da kıyasen tartışıldığı görülmektedir.
Tapulu Taşınmazlarda Tescilsiz İktisap ve Mülkiyet Hakkının Zamanaşımına Uğramaması Kuralı
Mirasbırakanın vefatı ile birlikte terekede bulunan tapulu taşınmazların mülkiyeti, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tescilden önce mirasçılara geçer. Mirasçılar tescilsiz iktisap yoluyla mülkiyeti kazandıkları andan itibaren malik sıfatını haizdirler.
Tapu sicilinde muris adına kayıtlı olan bir taşınmazın, mirasçılardan biri tarafından haksız olarak kullanılmasında veya işgal edilmesinde zamanaşımı işlemez. Çünkü tapu sicili alenidir ve tapulu taşınmazlarda zilyetlik yoluyla hak iktisabı veya zamanaşımı iddiası ileri sürülemez (TMK m. 713/1 karşıt anlamı). Dolayısıyla muris adına kayıtlı taşınmazların miras payı oranında tescili veya terekeye iadesi taleplerinde mülkiyet hakkının mutlaklığı ilkesi gereği zamanaşımı def’i dinlenmez.
Paylaşma Gerçekleşene Kadar Elbirliği Mülkiyetinin Korunması
Mirasbırakanın vefatından sonra mirasçılar arasında terekenin resmi veya rızai paylaşımı yapılmadığı sürece elbirliği mülkiyeti devam eder (TMK m. 640). Elbirliği ortaklığı sürdüğü müddetçe mirasçıların tereke malları üzerindeki mülkiyet hakları zamanaşımına uğramaz.
Mirasçılardan biri tereke malını 30 yıl boyunca tek başına zilyetliğinde bulundursa dahi, diğer mirasçılara karşı “zamanaşımıyla mülkiyeti kazandım” veya “dava hakkınız zamanaşımına uğradı” iddiasında bulunamaz. TMK m. 638/2 bu durumu açık bir hükümle teminat altına almıştır: “Miras sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.”
Miras Sebebiyle İstihkak Davasının Kabulünün Hukuki Sonuçları ve İade Borcu
Miras sebebiyle istihkak davasının davacı mirasçı lehine neticelenmesi, tereke mallarının hukuki ve fiili durumunun yeniden tanzim edilmesini gerektirir. Kanun koyucu bu sürecin tasfiyesini zilyetlik hükümlerine bağlamıştır.
Terekenin veya Tereke Mallarının İadesi (TMK m. 638)
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 638. maddesinin birinci fıkrası uyarınca: “Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye dahil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir.” Bu atıf, TMK’nın 993 ila 995. maddelerinde düzenlenen zilyetlik hükümleri uyarınca tasfiye yapılacağını gösterir.
İade borcunun kapsamı; terekenin tamamı, belirli bir tereke malı, bu malların yerine geçen ikame değerler (surrogat) veya terekeden elde edilen semereler olabilir. Mahkemece verilen hüküm, taşınmazlarda tescilin iptali ve tescil; taşınırlarda ise zilyetliğin davacıya devri şeklinde icra edilir.
Davalının Zamanaşımıyla Kazandığını İleri Sürememesi İlkesi
TMK m. 638’in ikinci fıkrası, davalı tarafın kazandırıcı zamanaşımına (iktisabi müruruzaman) dayanmasını mutlak surette yasaklamıştır. Genel hükümlere göre taşınırlarda beş yıl (TMK m. 777), tapusuz taşınmazlarda ise yirmi yıl (TMK m. 713) zilyetlik süresiyle mülkiyetin zamanaşımıyla kazanılması mümkündür.
Ancak miras sebebiyle istihkak davasında davalı, “Ben bu malı on beş yıldır nizasız ve fasılasız elimde tutuyorum, zamanaşımıyla mülkiyetini kazandım” savunmasını ileri süremez. Miras hukukunun koruma prensibi, genel eşya hukuku kurallarının önüne geçer ve haksız zilyedin zamanaşımıyla mülkiyet edinmesine set çeker.
Davalı tereke malını uzun süre elinde tutarak mülkiyetini zamanaşımıyla kazanabilir mi? Hayır. Türk Medeni Kanunu’nun 638. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını kesinlikle ileri süremez.
İyiniyetli Zilyedin Geri Verme Borcunun Kapsamı ve Masraflar
Davalının iyiniyetli zilyet kabul edilmesi durumunda, iade borcunun kapsamı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 993. maddesine göre belirlenir. İyiniyetli zilyet: Malı geri verme zamanında elinde kalan haliyle teslim etmekle yükümlüdür. Malın elden çıkmasından, yok olmasından veya hasara uğramasından dolayı kusuru yoksa sorumlu tutulamaz. Malı kullanmaktan veya maldan yararlanmaktan ötürü kural olarak ecrimisil (tazminat) ödemez. Elde ettiği doğal ve hukuki semereler (örneğin kiranın tahsili, tarımsal ürünler) kendisinde kalır; bunları iade etmekle yükümlü değildir. Yaptığı zorunlu ve faydalı masrafların (örneğin taşınmazın çatısının tamiri, değerini artıran esaslı tadilatlar) tazminini davacıdan talep edebilir. Davacı bu masrafları ödeyene kadar davalının hapis hakkı (malı teslimden kaçınma hakkı) mevcuttur. Lüks masraflar ise sökülüp götürülme imkânı varsa zilyet tarafından alınabilir.
Kötüniyetli Zilyedin Sorumluluğu, Semereler ve Tazminat Yükümlülüğü
Davalının kötüniyetli zilyet olması durumunda iade rejimini TMK m. 995 hükmü tayin eder. Kötüniyetli zilyet çok ağır bir hukuki sorumluluk altındadır: Tereke malını haksız olarak alıkoymuş olması sebebiyle, hak sahibine verdiği tüm zararları ve malın yok olmasından veya hasarından doğan zararları tazmin etmek zorundadır. Elde ettiği tüm semereleri (kira gelirleri, mahsuller vb.) iade etmekle yükümlüdür. Elde etmeyi ihmal ettiği, normal bir işletmecilikle elde edebilecekken kusuruyla elde edemediği semereleri de nakden ödemek zorundadır. Kötüniyetli zilyet yalnızca zorunlu masrafları talep edebilir; faydalı masrafları ise ancak malın değerinde geri verme anında somut bir artış kalmışsa isteyebilir. Lüks masraflar için hiçbir tazminat talep edemez ve hapis hakkını kullanamaz.
İade Konusu Malın Elden Çıkarılmış Olması Durumunda Mirasçının Hakları
Davalı zilyet, miras sebebiyle istihkak davası açılmadan önce veya dava sırasında tereke malını üçüncü bir kişiye satmış, devretmiş veya bağışlamış olabilir. Bu ihtimalde mirasçının hakları üçüncü kişinin iyiniyetine göre farklılaşır:
Taşınır mallarda: Üçüncü kişi malı iyiniyetle devralmışsa, TMK m. 988 uyarınca mülkiyeti kazanır; mirasçı malı üçüncü kişiden geri alamaz. Ancak mal mirasçının elinden rızası dışında çıkmışsa (TMK m. 989), mirasçı beş yıl içinde üçüncü kişiden istihkak talep edebilir.
Taşınmaz mallarda: Tapu kütüğündeki tescile güvenerek taşınmazı edinen üçüncü kişinin iyiniyeti TMK m. 1023 uyarınca korunur. Üçüncü kişi kötüniyetli ise veya yolsuz tescili biliyorsa, mirasçı tapunun iptalini üçüncü kişiden talep edebilir.
Malın üçüncü kişiye devri sebebiyle aynen iadesinin imkânsızlaştığı durumlarda davalı zilyet, elde ettiği bedeli (surrogat) veya malın gerçek rayiç değerini davacı mirasçıya tazminat olarak ödemekle yükümlüdür. İyiniyetli zilyet elde ettiği satış bedeliyle sorumlu iken, kötüniyetli zilyet satış anındaki veya dava tarihindeki en yüksek rayiç bedelle sorumlu tutulur.
Miras Sebebiyle İstihkak Davasında Yargılama Usulü, İspat ve Görevli Mahkeme
Miras sebebiyle istihkak davası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun genel yargılama usullerine tabidir. Yargılamanın sıhhati bakımından görev, yetki, ispat ve harç kurallarına riayet edilmesi davanın usulden reddini engeller.
Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi
Görev kuralları kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Miras sebebiyle istihkak davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Dava konusunun parasal değeri ne olursa olsun, 6100 sayılı HMK’nın 2. maddesi gereğince malvarlığı haklarına ilişkin genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Yetkili mahkeme ise kesin yetki kuralı ile belirlenmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 11. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, terekenin paylaşılmasına, tereke malları üzerindeki hak iddialarına ve miras sebebiyle istihkak davalarına bakmaya mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. Bu yetki kuralı kamu düzenindendir; taraflar yetki sözleşmesi yapamaz ve mahkeme yetkisizliği re’sen dikkate alır.
Miras sebebiyle istihkak davasında yetkili mahkeme neresidir? 6100 sayılı HMK m. 11/1-a gereğince kesin yetkili mahkeme, mirasbırakanın vefat ettiği tarihteki son yerleşim yeri mahkemesidir; başka bir yer mahkemesinde dava açılamaz.
Davada İspat Yükü ve Delillerin Değerlendirilmesi
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi gereğince, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Miras sebebiyle istihkak davasında ispat yükü şu şekilde dağılır:
Davacı taraf; mirasbırakanın ölümünü, kendisinin yasal veya atanmış mirasçı olduğunu, dava konusu mal veya hakkın mirasbırakanın terekesine dahil olduğunu ve bu malın davalının fiili zilyetliğinde bulunduğunu ispat etmek zorundadır. Mirasçılık sıfatı kural olarak mirasçılık belgesiyle ispatlanır; ancak hâkim bu sıfatı dava içinde de tahkik edebilir.
Davalı taraf; zilyetliğinin haklı bir sebebe dayandığını, malın terekeye dahil olmadığını, mirasbırakanın bu malı sağlığında geçerli bir hukuki işlemle devrettiğini veya süresinde zamanaşımı def’inde bulunmuşsa davacının mirasçılığı ve zilyetliği bir yıldan daha uzun süre önce bildiğini ispat etmekle yükümlüdür.
Delil olarak; nüfus kayıtları, mirasçılık belgeleri, tapu kayıtları, banka hareketleri, resmi vasiyetnameler, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve keşif deliline başvurulabilir.
Dava Değerinin Belirlenmesi ve Harçlandırma Esasları
Miras sebebiyle istihkak davası nisbi harca tabi davalardandır. Davanın açılışında, dava konusu tereke malının veya payının değeri dava dilekçesinde gösterilir ve bu değer üzerinden nisbi peşin karar ve ilam harcı ödenir.
Dava konusu malın değeri taraflar arasında çekişmeli ise veya tam olarak bilinemiyorsa, mahkemece mahallinde yapılacak keşif ve uzman bilirkişi incelemesi neticesinde malın dava tarihindeki rayiç değeri tespit edilir. Tespit edilen değer dava dilekçesinde gösterilen değerden yüksek çıkarsa, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. maddesi gereğince davacıya eksik harcı tamamlaması için kesin süre verilir. Harç ikmal edilmedikçe yargılamaya devam olunamaz.
Kararın İcrası ve Tereke Mallarının Mirasçılara Teslimi
Davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararı kesinleştiğinde icra kabiliyeti kazanır. Miras sebebiyle istihkak davası gayrimenkulün aynına veya mülkiyet sıfatının tespitine ilişkin olduğundan, ilamın icraya konulabilmesi için kural olarak kesinleşmesi (istinaf ve temyiz incelemelerinden geçerek kesin hüküm halini alması) şarttır (HMK m. 367/2).
Kararın kesinleşmesinin ardından: Taşınmaz mallar bakımından mahkeme hükmü doğrudan tapu müdürlüğüne ibraz edilerek, yolsuz tescilin terkini ve davacı mirasçı adına (veya elbirliği ortaklığı adına) tescili sağlanır. Taşınır mallar bakımından icra dairesi kanalıyla İcra ve İflas Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca malın davalıdan zorla alınarak davacıya teslimi temin edilir. Mal davalının elinde bulunamazsa, ilamda yazılı değeri icra yoluyla tahsil edilir. Parasal alacaklar ve semereler bakımından ilamlı icra takibi başlatılarak haciz ve tahsilat işlemleri yürütülür.
