Türk Medeni Kanununda düzenlenen birlikte mülkiyet rejimleri olan paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyetinde, paydaş veya ortakların eşyadan yararlanma ve kullanma haklarının sınırları ile bir hak sahibinin eşyayı tek başına haksız biçimde kullanması durumunda doğan ecrimisil (haksız işgal tazminatı) sorumluluğu, mülkiyet hukukunun en karmaşık ve uygulamada sıklıkla uyuşmazlık doğuran alanlarından birini oluşturmaktadır. Özü itibarıyla kötüniyetli zilyedin haksız alıkoyma eylemi neticesinde hak sahibinin uğradığı zararı ve elde etmeyi ihmal ettiği ürünleri tazmin etmeyi amaçlayan ecrimisil kurumunun paydaşlar arası uyuşmazlıklarda uygulanabilmesi, kural olarak zımni rıza karinesini çürüten ve yararlanma iradesini dış dünyaya yansıtan “intifadan men” koşulunun gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bununla birlikte, taşınmazın doğal veya hukuki semere getirmesi, ortak kullanım alanı yahut kamu hizmetine tahsis edilmiş olması, haksız işgalde bulunan tarafın mülkiyet hakkını tamamen inkar etmesi veya taraflar arasında önceden adli süreçlerin başlatılmış bulunması gibi durumlar intifadan men şartını bertaraf etmekte; böylece mülkiyet hakkının korunması ile hakkaniyet ilkesi arasında hassas bir hukuki denge kurulmaktadır. Bu çalışmada; birlikte mülkiyet türlerinin hukuki rejimi ile ecrimisil kavramının maddi ve şekli unsurları mukayeseli bir metodolojiyle incelenerek, intifadan men ilkesinin hukuki temelleri, gerçekleşme biçimleri, bu ilkenin kural dışı kaldığı istisnai durumlar ile dava ehliyeti, zorunlu dava arkadaşlığı, zamanaşımı, hesaplama yöntemleri ve faiz yürütülmesi gibi usul hükümleri bütüncül ve akademik bir yaklaşımla ele alınmaktadır.
1. Türk Medeni Hukuku Çerçevesinde Birlikte Mülkiyet Türleri: Paylı Mülkiyet ve Elbirliği Mülkiyetinin Hukuki Rejimi ile Karşılaştırılması
Türk Medeni Kanunu, mülkiyet hakkını bireysel (tek kişiye ait) mülkiyet ve birlikte mülkiyet olmak üzere iki temel kategoride ele alır. Birden fazla kişinin aynı eşya üzerinde malik olması durumunda ortaya çıkan birlikte mülkiyet rejimi, Türk Medeni Kanununun 688 ile 703. maddeleri arasında iki ana başlık altında düzenlenir. Kanun koyucu bu türleri “paylı mülkiyet” ve “elbirliği mülkiyet”i şeklinde açıkça ayırır. Her iki birlikte mülkiyet türü, hak sahiplerinin eşya üzerindeki yetkilerinin niteliği, tasarruf serbestisi, yönetim usulleri ve mülkiyet ilişkisinin sona erme biçimleri bakımından birbirinden köklü farklar taşır.
Paylı Mülkiyet Rejimi ve Türk Medeni Kanunu Madde 688
Paylı mülkiyette birden fazla kişi, fiziki olarak bölünmemiş bir eşyanın tamamına belirli ve oranlanmış paylarla maliktir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 688. maddesi paylı mülkiyetin genel esaslarını ve paydaşların hak yetkilerini şu ifadelere yer vererek düzenler:
Türk Medeni Kanunu Madde 688: “Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddî olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olur. Pay devredilebilir, rehnedilebilir ve alacaklılar tarafından haczettirilebilir.”
Kanun metni açıkça gösterir ki paylı mülkiyette soyut ve oransal bir pay kavramı mevcuttur. Paydaş, eşyanın somut bir fiziksel parçasına değil, eşyanın tamamını kapsayan sayısal bir hisseye maliktir. Aksi sözleşmeyle veya kanunla ispat edilmedikçe payların eşit olduğu kabul edilir. Her paydaş, kendisine ait bağımsız payı üzerinde üçüncü kişilere bağımlı olmaksızın tasarrufta bulunabilir; payını satabilir, devredebilir, rehnedebilir veya alacaklılar bu payı haczettirebilir.
Paylı Mülkiyette Kullanım, Yararlanma ve Tasarruf Yetkileri (TMK Madde 693)
Paylı mülkiyete tabi bir taşınmaz veya taşınır malın kullanımı ve bu maldan yararlanılması hususu, paydaşlar arasındaki hukuki uyuşmazlıkların ana kaynağını oluşturur. Türk Medeni Kanununun 693. maddesi paydaşların yararlanma, kullanma ve eşyayı koruma haklarını düzenler:
Türk Medeni Kanunu Madde 693: “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir.”
Bu düzenleme doğrultusunda, bir paydaşın eşyayı tek başına kullanması doğrudan haksız fiil teşkil etmez. Paydaş, diğer paydaşların kullanma ve yararlanma haklarını engellemediği, onların haklarıyla bağdaştığı sürece malın tamamını kullanma yetkisine sahiptir. Ancak diğer paydaşların yararlanmasını engelleyici bir kullanım söz konusu olduğunda hukuki uyuşmazlık doğar.
Elbirliği Mülkiyet Rejimi ve Türk Medeni Kanunu Madde 701 ve 702
Elbirliği mülkiyeti (iştirak halinde mülkiyet), aralarında kanun veya kanunun öngördüğü bir sözleşme uyarınca ortaklık bağı bulunan kişilerin, bir mala birlikte malik olmaları durumudur. Miras ortaklığı (tereke), aile malları ortaklığı veya adi ortaklık elbirliği mülkiyetinin başlıca kanuni kaynakları arasında yer alır. Türk Medeni Kanununun 701. maddesi bu müesseseyi tanımlar:
Türk Medeni Kanunu Madde 701: “Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.”
Elbirliği mülkiyetinde paylı mülkiyetten farklı olarak ortakların ayrılmış, bağımsız veya devredilebilir payları bulunmaz. Ortakların hakkı, malın tamamına yayılır. Elbirliği mülkiyetinin sevk ve idaresi ile tasarruf yetkilerini ise Türk Medeni Kanununun 702. maddesi şu şekilde kurala bağlar:
Türk Medeni Kanunu Madde 702: “Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır.”
TMK m. 702/2 gereğince elbirliği mülkiyetinde hem yönetim hem de tasarruf işlemleri oybirliği kuralına tabidir. Bir ortak, diğer tüm ortakların muvafakatini almadan malın tamamı veya bir kısmı üzerinde tek başına tasarruf yapamaz, kendi payını üçüncü bir kişiye devredemez veya rehnedemez.
Paylı Mülkiyet ile Elbirliği Mülkiyetinin Karşılaştırmalı Analizi
Iki birlikte mülkiyet türü arasındaki temel farklar şu hususlarda toplanır:
- Payın Varlığı ve Niteliği: Paylı mülkiyette oransal ve soyut bir pay mevcuttur ve tapu sicilinde gösterilir. Elbirliği mülkiyetinde ise kişilerin bağımsız payları yoktur; hak, malın bütününe yayılmıştır.
- Tasarruf Serbestisi: Paylı mülkiyette paydaş kendi payını satabilir, ipotek ettirebilir veya devredebilir. Elbirliği mülkiyetinde ortak, payı üzerinde tek başına hiçbir tasarruf işlemi yapamaz.
- Yönetim ve Karar Mekanizması: Paylı mülkiyette olağan yönetim işleri için her paydaş yetkili iken, önemli yönetim işlerinde pay ve paydaş çoğunluğu, olağanüstü yönetim ve tasarruflarda ise oybirliği aranır. Elbirliği mülkiyetinde ise kural olarak tüm yönetim ve tasarruf işlemleri oybirliği gerektirir.
- Alacaklıların Durumu: Paylı mülkiyette alacaklı, borçlu paydaşın payını haczettirip icra yoluyla sattırabilir. Elbirliği mülkiyetinde alacaklı, doğrudan mal üzerindeki hakka haciz koyduramaz; ancak ortaklığın giderilmesini talep etme yetkisini kullanabilir.
Soru: Mirasçılar terekeye dahil bir taşınmazı paylaşmadan doğrudan paylı mülkiyete geçirebilir mi? Cevap: Türk Medeni Kanununun 644. maddesi uyarınca mirasçılardan biri veya tamamı sulh mahkemesine başvurarak elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini talep edebilir. Mahkeme, diğer mirasçılara itiraz imkanı tanır ve haklı bir itiraz bulunmaması halinde mülkiyet türünü paylı mülkiyete dönüştürür. Ayrıca tüm mirasçılar tapu müdürlüğüne birlikte başvurarak oybirliğiyle mülkiyet türünü değiştirebilir.
Soru: Paylı mülkiyette bir paydaşın payını üçüncü kişiye satması halinde diğer paydaşların ne gibi hakları doğar? Cevap: Türk Medeni Kanununun 732. maddesi çerçevesinde, paylı mülkiyette bir paydaşın payını üçüncü kişiye satması halinde diğer paydaşlar yasal önalım (şuf’a) hakkını kullanabilir. Paydaşlar, alıcıya karşı açacakları önalım davasıyla satış bedeli ve tapu masraflarını depo ederek payın kendi adlarına tescil edilmesini mahkemeden talep eder.
2. Haksız İşgal Tazminatı Olarak Ecrimisilin Hukuki Mahiyeti, Unsurları ve Hukuki Sorumluluk Kurumlarıyla İlişkisi
Ecrimisil, hukuki niteliği itibarıyla hak sahibinin rızası veya geçerli bir hukuki sebebe dayanmaksızın bir malı zilyetliğinde bulunduran ve kullanan kötüniyetli kişiden talep ettiği haksız işgal tazminatıdır. Arapça kökenli bir terim olan ecrimisil, kelime anlamı olarak “emsal ecir” veya “emsal kira/kullanım bedeli” anlamına gelir. Özel hukuk sistemimizde ecrimisil, mülkiyet hakkının ihlali halinde maliki koruyan en önemli parasal tazmin aracıdır.
Ecrimisil Kavramının Hukuki Tanımı ve Doktrindeki Yeri
Doktrin ve hukuki kuram, ecrimisili kötüniyetli zilyedin taşınır veya taşınmaz bir malı haksız olarak alıkoyması nedeniyle malike ödemekle yükümlü olduğu tazminat şeklinde tanımlar. Ecrimisil, sadece malın fiziki olarak işgal edilmesini değil, aynı zamanda malikin o maldan sağlama imkanından yoksun kaldığı muhtemel gelirleri ve doğal/hukuki ürünleri de kapsar. Ecrimisilde amaç, haksız zilyedin malvarlığındaki haksız çoğalmayı gidermek ve hak sahibinin mülkiyet hakkından mahrum kaldığı sürede uğradığı zararı tazmin etmektir.
Türk Medeni Kanunu Madde 995 Çerçevesinde Kötüniyetli Zilyedin Sorumluluğu
Türk Medeni Kanunu, ecrimisil kurumunun temel dayanağını zilyetlik hükümleri arasında yer alan 995. maddesinde açıkça düzenler. Bu madde, iyiniyetli olmayan (kötüniyetli) zilyedin sorumluluk kapsamını net olarak çizer:
Türk Medeni Kanunu Madde 995: “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır. İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir. İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.”
Bu hüküm uyarınca ecrimisil sorumluluğunun doğması için haksız zilyedin “kötüniyetli” olması şarttır. Türk Medeni Kanununun 3. maddesi genel iyiniyet karinesini düzenlerken, TMK m. 995 bu karinenin aksini, yani kişinin malı haksız olarak elinde tuttuğunu bildiğini veya durumun gereklerine göre bilmesi gerektiğini esas alır. Hak sahibi olmayan veya kullanım yetkisi bulunmayan kişinin bir malı elinde tutması kötüniyetin varlığı için yeterli kabul edilir.
Ecrimisil Talebinin Maddi ve Şekli Unsurları
Ecrimisil tazminatına hükmedilebilmesi için şu dört temel unsurun birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Haksız İşgal (Hukuka Aykırı Zilyetlik): Davalının malı bir sözleşmeye, kanuni bir yetkiye veya malikin rızasına dayanmaksızın elinde tutması gerekir.
- Kötüniyet: Zilyedin, malı haksız olarak elinde bulundurduğunu bilmesi veya gerekli özeni gösterdiğinde bilebilecek durumda olması şarttır.
- Zarar veya Yok Sun Kalınan Gelir: Malikin maldan yararlanamaması sebebiyle uğradığı fiili zarar veya haksız zilyedin elde ettiği ya da elde etmeyi ihmal ettiği ürünler (semere) tazminatın konusunu oluşturur.
- Illiyet Bağı: Haksız işgal eylemi ile doğan zarar veya yok sun kalınan gelir arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır.
Ecrimisilin Haksız Fiil, Sebepsiz Zenginleşme ve Vekaletsiz İş Görme Sorumluluklarıyla Karşılaştırılması
Ecrimisilin hukuki niteliği, Borçlar Hukukunun genel sorumluluk sebepleriyle yakın ilişki içindedir. Hukuk doktrininde ecrimisil, kendine özgü (sui generis) bir hukuki müessese olarak kabul edilmekle birlikte, borç kaynaklarıyla şu noktalarda ayrışır:
- Haksız Fiil Sorumluluğu ile İlişkisi: Ecrimisil, özü itibarıyla mülkiyet hakkına yönelik bir haksız fiildir. Ancak Türk Borçlar Kanununun 49. maddesindeki genel haksız fiil sorumluluğunda zarar gören, uğradığı somut ve fiili zararı ispat etmek zorundadır. Ecrimisilde ise hak sahibi, malik sıfatı gereği haksız işgalcinin elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği tüm ürünleri (en az emsal kira bedelini) hiçbir fiili zarar ispatı yapmadan talep edebilir.
- Sebepsiz Zenginleşme ile İlişkisi: Türk Borçlar Kanununun 62. maddesi ve devamında düzenlenen sebepsiz zenginleşmede, zenginleşenin malvarlığındaki artış miktarı esas alınır ve iyiniyetli zenginleşen iade anında elinde kalanı iade eder. Ecrimisilde ise TMK m. 995 gereğince zilyedin kötüniyetli olması nedeniyle, zilyet malı verimli bir şekilde işletmeyip gelir elde edememiş olsa dahi “elde etmeyi ihmal ettiği” emsal gelirden sorumlu tutulur.
- Vekaletsiz İş Görme ile İlişkisi: Türk Borçlar Kanununun 530. maddesinde düzenlenen gerçek olmayan vekaletsiz iş görmede, başkasının işini kendi çıkarına yürüten kişinin elde ettiği menfaatleri hak sahibine vermesi esastır. Ecrimisilde ise menfaat elde edilmese bile malın muhtemel emsal gelir kaybı tazmin ettirilir.
Soru: Haricen yapılan (resmi şekilde yapılmayan) gayrimenkul satış sözleşmesine dayanarak taşınmazı kullanan kişiden ecrimisil talep edilebilir mi? Cevap: Resmi şekilde yapılmayan gayrimenkul satış sözleşmeleri hukuken geçersizdir. Ancak geçersiz sözleşmeye dayanarak taşınmazı teslim alan kişi, satış bedelini ödediği ve taşınmaz kendisine teslim edildiği sürece zilyetliğinde iyiniyetli kabul edilir. Maliki veya satıcı, satış bedelini iade etmeden bu kişiden haksız işgal tazminatı isteyemez. Satış bedeli iade edildiği halde taşınmaz boşaltılmazsa, iade anından itibaren kötüniyet başlar ve ecrimisil sorumluluğu doğar.
Soru: Ecrimisil davasında zamanaşımı süresi ne kadardır ve zamanaşımı ne zaman işlemeye başlar? Cevap: Ecrimisil davalarında zamanaşımı süresi 5 yıldır. Bu süre, haksız işgalin gerçekleştiği her bir gün için geriye dönük olarak hesaplanır. Dava tarihinden geriye doğru 5 yılın dışında kalan dönemler için zamanaşımı def’i ileri sürüldüğü takdirde o dönemler için tazminat hesaplanmaz.
3. Paylı ve Elbirliği Mülkiyetinde Paydaşların ve Ortakların Birbirlerine Karşı Ecrimisil Taleplerinin Genel Esasları
Birlikte mülkiyette (hem paylı hem de elbirliği mülkiyetinde) maliklerin her biri, eşyanın tamamı üzerinde mülkiyet hakkına sahiptir. Bu hukuki yapı, paydaş veya ortakların eşyayı birlikte kullanmalarını zorunlu kılar. Ancak uygulamada sıklıkla paydaşlardan veya ortaklardan birinin, diğerlerinin rızasını almadan taşınmazın tamamını veya belirli bir bölümünü tek başına kullanması, kiraya vererek gelirini toplaması veya diğer paydaşların girmesini engellemesi durumlarıyla karşılaşılır. Bu hallerde paydaşlar arası ecrimisil davaları gündeme gelir.
Birlikte Mülkiyette Haksız İşgalin Oluşum Koşulları
Bir paydaşın veya ortağın ortak taşınmazı kullanması tek başına haksız işgal sayılmaz. Türk Medeni Kanununun 693/1. maddesi her paydaşa diğerlerinin haklarıyla bağdaştığı ölçüde maldan yararlanma yetkisi tanır. Haksız işgalin ve dolayısıyla ecrimisil sorumluluğunun doğması için şu durumların gerçekleşmesi gerekir:
- Paydaşın, taşınmazın tamamını veya kendi payını aşan bir kısmını tek başına kullanması.
- Bu kullanımın diğer paydaşların kullanımını engellemesi veya imkansız kılması.
- Diğer paydaşların bu kullanıma rıza göstermemesi veya rızalarını geri çekmesi.
- Taşınmazdan elde edilen doğal veya hukuki ürünlerin (kira geliri, mahsul vb.) diğer paydaşlara payları oranında dağıtılmaması.
Paylı Mülkiyette Paydaşlar Arası Ecrimisil İsteminin Hukuki Mantığı
Paylı mülkiyette her paydaşın tapuda belirli bir payı mevcuttur. Paydaş, kendi payı oranında malik haklarına sahiptir. Bir paydaş, ortak taşınmazı tek başına kullanıp diğer paydaşın payına vaki kullanımı engellediğinde, TMK m. 995 anlamında kötüniyetli zilyet durumuna düşer. Paylı mülkiyette ecrimisil davası açan paydaş, taşınmazın tamamı için değil, yalnızca kendi mülkiyet payına isabet eden kullanım bedelini ve ziyaa uğratılan geliri talep eder.
Elbirliği Mülkiyetinde (Terekede) Ortakların Birbirinden Ecrimisil Talebi ve Bölünebilirlik İlkesi
Elbirliği mülkiyetinde (örneğin mirasçılar arasındaki tereke mülkiyetinde) kural olarak ortakların tek başına tasarruf yetkisi bulunmaz ve dava açarken oybirliği veya tüm ortakların katılımı aranır (TMK m. 702). Ancak ecrimisil talebi hukuki niteliği itibarıyla bölünebilir bir alacak hakkıdır.
Bu durum elbirliği mülkiyetinde çok önemli bir usul kuralını ortaya çıkarır: Mirasçılardan veya elbirliği ortaklarından her biri, diğer ortakların katılımına, onayına veya terekeye temsilci atanmasına gerek kalmaksızın, haksız işgalde bulunan diğer ortağa karşı yalnızca kendi payına hasren tek başına ecrimisil davası açabilir. Dava sonucunda hükmedilecek tazminat terekeye değil, doğrudan davacı ortağın şahsi malvarlığına dahil edilir.
Ecrimisil Hesabında Kira Geliri ve Yok Sun Kalınan Ürün (Semere) Esasları
Paydaşlar arası ecrimisil davalarında tazminat miktarı belirlenirken iki temel unsur esas alınır:
- Hukuki Semereler (Kira Geliri): Taşınmaz üçüncü kişilere kiraya verilmişse, kullanan paydaşın tahsil ettiği kira bedellerinden davacı paydaşın hissesine düşen miktar hesaplanır. Taşınmaz kiraya verilmemiş fakat kullanan paydaş tarafından bizzat kullanılmışsa, taşınmazın dönemsel emsal kira rayiç değerleri tespit edilir.
- Doğal Semereler (Tabii Ürünler): Taşınmaz tarım arazisi, arsa, meyve bahçesi gibi doğal ürün veren bir yer ise, haksız işgal eden paydaşın elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerin net değeri hesaplanır. Ürün gelirinden işgalci paydaşın yaptığı zorunlu üretim masrafları düşülür ve kalan net tutar üzerinden pay hesaplaması yapılır.
Soru: Taşınmazı tek başına kullanan paydaş, “Ben taşınmaza bakım yaptım, masraf harcadım” diyerek ecrimisil ödemekten kaçınabilir mi? Cevap: Hayır, kaçınamaz. Türk Medeni Kanununun 995/2. maddesi gereğince kötüniyetli zilyet ancak hak sahibi için de zorunlu olan giderlerin (binanın yıkılmasını önleyen zorunlu tamirat, zorunlu vergi ödemeleri vb.) tazmin edilmesini isteyebilir. Paydaş, haksız işgal tazminatından kaçınamaz ancak usulüne uygun şekilde takas-mahsup talebinde bulunarak yaptığı zorunlu masrafların kendi hissesine düşmeyen kısmının ecrimisilden düşülmesini mahkemeden isteyebilir.
Soru: Birden fazla paydaş taşınmazı haksız olarak birlikte kullanıyorsa ecrimisil sorumluluğu nasıl belirlenir? Cevap: Taşınmazı haksız olarak birlikte kullanan birden fazla paydaş veya üçüncü kişi, haksız fiil sorumluluğu esasları çerçevesinde davacı paydaşa karşı müteselsilen (müteselsil sorumluluk) sorumludur. Davacı paydaş tazminatın tamamını kullanan paydaşların herhangi birinden veya tamamından talep edebilir.
4. Mülkiyet Hukukunda “İntifadan Men” İlkesinin Tanımı, Amacı ve Hukuki Temelleri
Paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyetinde paydaşların birbirlerinden ecrimisil isteyebilmelerinin en temel ve en kritik ön şartı “intifadan men” koşulunun gerçekleşmiş olmasıdır. Türk eşya hukukunda köklü bir yere sahip olan bu ilke, paydaşlar arasındaki komşuluk, hısımlık ve rıza ilişkilerini koruma amacı taşır.
İntifadan Men Kavramının Tanımı ve Hukuki Anlamı
“İntifa” kelimesi yararlanma ve faydalanma anlamına gelir. “İntifadan men” ise kelime anlamıyla “yararlanmaktan engelleme” veya “faydalanmaktan alıkoyma” demektir. Hukuki terim olarak intifadan men; ortak taşınmazı kullanmayan paydaşın, taşınmazı tek başına kullanan diğer paydaş veya ortaklara, kendisinin de maldan yararlanma ve kullanma arzusunda olduğunu, bu kullanıma artık muvafakat etmediğini ve taşınmazdan yararlanmasının engellendiğini bildirmesidir.
Mülkiyet Hakkının Kullanımı Bakımından İntifadan Men İlkesinin Amacı
İntifadan men şartının aranmasının temel hukuki gerekçesi zımni (üstü kapılı) rıza karinesidir. Paydaşlar genellikle akraba, mirasçı veya yakın ilişki içindeki kişilerdir. Bir paydaşın ortak taşınmazı tek başına kullanmasına diğer paydaşların uzun süre ses çıkarmaması, hukuk düzeni tarafından bu kullanıma zımnen muvafakat edildiği şeklinde yorumlanır.
Hukuk sistemi, rızaya dayalı geçmiş kullanımların aniden haksız fiile dönüştürülerek geriye dönük ağır tazminat yükümlülükleri yaratmasını engellemek ister. İntifadan men ilkesi, zımni rızayı ortadan kaldıran ve kullanan paydaşa “Artık senin kullanımına izin vermiyorum, ben de yararlanmak istiyorum” uyarısını somutlaştıran bir hukuki mekanizmadır.
Paydaşlar Arasında Rıza ve Zımni Muvafakat Karinesi
Paydaşlar arasında taşınmazın kullanımına ilişkin yazılı bir rıza veya kullanım sözleşmesi bulunmasa dahi, davacı paydaşın ses çıkarmadığı, talepte bulunmadığı ve taşınmazı kullanma iradesini ortaya koymadığı süre boyunca kullanan paydaş kural olarak kötüniyetli sayılmaz. Zımni muvafakat devam ettiği sürece yapılan kullanım hukuka aykırı bir işgal teşkil etmez. Muvafakat açık bir bildirimle (intifadan men) geri alındığı andan itibaren zımni rıza sona erer ve haksız işgal niteliği kazanır.
Türk Medeni Kanunu Sistematiğinde İntifadan Men İlkesinin Yeri
İntifadan men ilkesi doğrudan doğruya Türk Medeni Kanununun 693. maddesindeki “yararlanma ve kullanma” hakkının sınırlarından doğar. TMK m. 693 her paydaşa yararlanma yetkisi tanırken, bu yetkinin “diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde” kullanılabileceğini açıkça hükme bağlar. Bir paydaş yararlanma arzusunu dış dünyaya yansıtmadığı sürece, diğer paydaşın kullanımı TMK m. 693’e aykırılık oluşturmaz. Ne zaman ki engelleme gerçekleşir ve intifadan men iradesi açıklanır, o zaman mülkiyet hakkının ihlali doğmuş olur.
Soru: İntifadan men şartı sadece paydaşlar arasındaki ecrimisil davalarında mı aranır, üçüncü kişilere karşı açılan davalarda da aranır mı? Cevap: İntifadan men şartı yalnızca paydaşların veya ortakların birbirlerine karşı açtıkları ecrimisil davalarında aranır. Mülkiyet hakkı bulunmayan, hiçbir hakka veya sözleşmeye dayanmadan taşınmazı işgal eden üçüncü kişilere karşı açılacak ecrimisil davalarında intifadan men şartı kesinlikle aranmaz. Üstelik üçüncü kişilere karşı dava açmadan önce ihtarname çekme zorunluluğu da bulunmaz.
Soru: İntifadan men iradesi açıklandıktan sonra haksız işgalci paydaş taşınmazı boşaltırsa ne olur? Cevap: İntifadan men bildiriminin haksız işgalci paydaşa ulaşmasıyla birlikte kötüniyet ve haksız işgal hukuken başlar. Bildirimden sonra paydaş taşınmazı derhal tahliye eder ve diğer paydaşın kullanımına sunarsa, yalnızca bildirimin ulaştığı tarih ile tahliye tarihi arasındaki kısa dönem için ecrimisil öder. Taşınmazı kullanmaya devam ederse davanın açıldığı tarihe kadar geçen süre için ecrimisil sorumluluğu devam eder.
5. İntifadan Men Koşulunun Gerçekleşme Biçimleri, İspat Yükü ve İhtarnamenin Şekli ile Hukuki Sonuçları
Ecrimisil davasının dinlenebilmesi için intifadan men koşulunun usulüne uygun şekilde gerçekleştiğinin ve ispatlandığının mahkemece tespiti gerekir. Bu husus, davanın esasına girilmeden önce incelenmesi gereken bir dava şartı süzgecidir.
İntifadan Men İradesinin Dış Dünyaya Yansıtılma Biçimleri
İntifadan men iradesi, davacı paydaşın ortak taşınmazdan yararlanma arzusunu ve kullanan paydaşın bu kullanımına engel olduğunu gösteren her türlü somut eylemle ortaya konabilir. Şunlar intifadan men iradesinin dış dünyaya yansıması kabul edilir:
- Davacı paydaşın taşınmaza bizzat gitmesi ve girmesinin engellenmesi.
- Taşınmazın anahtarının istenmesi ve anahtarın verilmemesi.
- Noter kanalıyla ihtarname gönderilmesi.
- Daha önce ortaklığın giderilmediği (izale-i şuyu) davası, elatmanın önlenmesi davası veya ecrimisil davası açılmış olması.
- Zilyetliğin korunması için idari makamlara (Kaymakamlık/Valilik) başvurulması.
İhtarname Çekilmesi, Noter İhtarı ve İhtarname İçeriğinde Bulunması Gereken Unsurlar
İntifadan men şartının varlığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat etmenin en güvenli, geçerli ve hukuki yolu noter aracılığıyla ihtarname çekilmesidir. Sözlü beyanlar yargılama aşamasında ispat güçlüğü yarattığından, yazılı ve resmi bildirim büyük önem taşır.
Noter ihtarında bulunması gereken temel unsurlar şunlardır:
- İhtar eden paydaşın ve muhatap paydaşın açık kimlik ve adres bilgileri ile mülkiyet pay oranları.
- İhtara konu taşınmazın tapu bilgileri (il, ilçe, ada, parsel, bağımsız bölüm no).
- Muhatabın taşınmazı tek başına veya payını aşar şekilde kullandığının tespiti.
- Davacının da taşınmazdan payı oranında yararlanmak istediği, taşınmazın kullanımına artık rıza gösterilmediği açıkça belirtilmelidir.
- Taşınmazın rızaen paylaşılması, teslim edilmesi veya anahtarının verilmesi için makul bir süre (örneğin 7 veya 15 gün) tanınmalıdır.
- Tanınan süre içinde taşınmazın teslim edilmemesi halinde geriye dönük ve işleyecek dönemler için ecrimisil davası açılacağı ihtar edilmelidir.
Dava Şartı Olarak İntifadan Men ve İspat Yükü (TMK m. 6 / HMK m. 190)
Ecrimisil davalarında intifadan men şartının gerçekleştiğini ispat yükü, Türk Medeni Kanununun 6. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesindeki genel ispat kuralı uyarınca davacı paydaşa aittir.
Türk Medeni Kanunu Madde 6: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
Davacı paydaş, noter ihtarnamesi, tebliğ şerhi, mahkeme evrakı, idari başvuru belgeleri veya tanık beyanlarıyla intifadan men koşulunu ispat etmek zorundadır. İntifadan men koşulunun gerçekleştiği ispat edilemezse, mahkeme ecrimisil davasını usulden veya esastan reddeder.
İntifadan Men Koşulunun Gerçekleştiği Anın Ecrimisil Başlangıcına Etkisi
İntifadan men bildirimi, geçmişe etkili (makatlama) sonuç doğurmaz; ileriye etkili (şümullü) hukuki sonuç doğurur. Yani ihtarname çekilmeden önceki dönemde zımni rıza var sayıldığı için, ihtar öncesi dönem için ecrimisil istenemez.
Ecrimisil hesabı, intifadan men iradesinin muhatap paydaşa tebliğ edildiği (ulaştığı) tarihten itibaren başlatılır. Örneğin 5 yıldır taşınmazı tek başına kullanan bir paydaşa karşı, 4. yılın sonunda ihtarname çekilmiş ve tebliğ edilmişse, mahkeme geçmiş 4 yıl için ecrimisil talebini reddeder; yalnızca ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten dava tarihine kadar geçen 1 yıllık dönem için ecrimisil tazminatına hükmeder.
Soru: Sözlü olarak intifadan men yapıldığını kanıtlamak için tanık dinletilebilir mi? Cevap: Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde haksız fiil ve zilyetlik olguları her türlü delille ispat edilebilir. Ancak tanık beyanlarının soyut ve çelişkili olmaması, tanıkların engelleme anına bizzat tanıklık etmiş olmaları gerekir. Mahkemeler sözlü ihtar ve tanık beyanlarını çok sıkı bir süzgeçten geçirir. İspat riskini sıfıra indirmek için mutlaka noter ihtarnamesi kullanılmalıdır.
Soru: Noter ihtarnamesinde tazminat miktarının belirtilmemiş olması ihtarnameyi geçersiz kılar mı? Cevap: Hayır, geçersiz kılmaz. İntifadan men ihtarnamesinde önemli olan husus rakamsal bir tutar belirtmek değil, maldan yararlanma arzusunu ve kullanıma rıza gösterilmediğini açıkça muhataba bildirmektir. Rakam belirtilmese dahi yararlanma iradesinin açıklanması intifadan men koşulunu hukuken gerçekleştirir.
6. İntifadan Men Şartının Aranmadığı İstisnai Durumlar I: Doğal Ürün (Semere) Veren ve Hukuki Ürün (Kira vb.) Elde Edilen Taşınmazlar
Birlikte mülkiyet rejiminde kural olarak paydaşların veya ortakların birbirlerinden ecrimisil isteyebilmeleri için intifadan men koşulunu gerçekleştirmeleri gerekir. Ancak mülkiyet hukukunda bu kuralın çok net ve yerleşik istisnaları mevcuttur. Taşınmazın kendiliğinden doğal ürün vermesi veya üçüncü kişilere kiralanarak hukuki ürün elde edilmesi durumunda kanun koyucu ve doktrin, intifadan men şartının varlığını aramaz.
Doğal Ürün (Tabii Semere) Elde Edilen Taşınmazlar ve TMK Madde 995
Doğal ürün (tabii semere); bir taşınmazın dönemsel olarak kendiliğinden veya insan emeği ile ürettiği ürünleri ifade eder. Tarım arazileri, fındıklık, zeytinlik, narenciye bahçeleri, maden ocakları, otlaklar ve bağlar doğal ürün veren taşınmazların başlıca örnekleridir.
Türk Medeni Kanununun 995. maddesi, kötüniyetli zilyedin elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünleri tazmin etmekle yükümlü olduğunu kurala bağlar:
Türk Medeni Kanunu Madde 995: “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.”
Taşınmaz kendiliğinden veya düzenli tarımsal faaliyet sonucu ürün veriyorsa, kullanan paydaş taşınmazı bizzat işlese veya üçüncü kişilere işlettirse dahi elde edilen mahsulün tamamına tek başına el koyamaz. Doğal ürün veren yerlerde diğer paydaşların ihtarname çekerek “ben de yararlanmak istiyorum” demelerine gerek yoktur. Çünkü doğal semere elde edilen yerlerde hak sahipliği, doğrudan ürünün toplanması ve mülkiyet payı oranında paylaşılması esasına dayanır.
Hukuki Ürün (Kira Bedelleri ve Sözleşmesel Gelirler) Elde Edilen Taşınmazlar
Hukuki ürün (hukuki semere); bir taşınmazın bir hukuki ilişki, özellikle bir kira sözleşmesi veya irtifak hakkı tesisi karşılığında sağladığı nakdi veya ayni gelirleri kapsar. Konut, işyeri, fabrika, depo veya arsa niteliğindeki ortak bir taşınmazın bir paydaş tarafından üçüncü bir kişiye kiraya verilmesi durumunda hukuki ürün ortaya çıkar.
Ortak taşınmazı kiraya veren paydaş, elde ettiği kira bedelini diğer paydaşlara payları oranında dağıtmakla yükümlüdür. Kiraya veren paydaş, “Diğer paydaşlar bana intifadan men ihtarnamesi çekmedi, bu yüzden kira gelirinin tamamı bana aittir” şeklinde bir savunma yapamaz. Hukuki ürün elde edilen hallerde intifadan men şartı aranmaz. Davacı paydaş, hiçbir ön ihtar çekmeden doğrudan doğruya geriye dönük 5 yıllık kira gelirinden payına düşen kısmını ecrimisil adı altında talep edebilir.
Semerelerin Hesaplanması ve İntifadan Men Koşulunun Neden Aranmadığının Hukuki Gerekçesi
Doğal ve hukuki semere elde edilen durumlarda intifadan men şartının aranmamasının hukuki gerekçesi, ortada fiili bir “kullanım engeli” arama zorunluluğunun bulunmamasıdır. Taşınmaz bir üçüncü kişiye kiralanmışsa, zilyetlik zaten üçüncü kişidedir. Bu durumda davacı paydaşın “taşınmaza girmesi veya bizzat kullanması” fiziken mümkün değildir. Ortada bir malın bizzat kullanımı değil, malın ürettiği parasal değerin (semere) haksız yere alıkonulması söz konusudur.
Hesaplama yapılırken:
- Hukuki Semerelerde: Kiraya veren paydaşın üçüncü kişiden tahsil ettiği reel kira bedelleri esas alınır. Eğer tahsil edilen kira bedeli emsal değerlerin çok altındaysa veya muvazaatlı olarak düşük gösterilmişse, emsal rayiç kira bedeli üzerinden hesaplama yapılır.
- Doğal Semerelerde: İlgili yıllara ait rekolte (ürün miktarı), İl/İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verileri, hal fiyatları ve ürün satış bedelleri tespit edilir. Kullanan paydaşın yaptığı gübreleme, sulama, ilaçlama ve toplama gibi zorunlu ve yararlı üretim masrafları (TMK m. 995/2) brüt gelirden düşülerek net semere miktarı bulunur ve davacının payı oranında tazminata hükmedilir.
Soru: Tarım arazisini tek başına eken paydaş, “Diğer paydaşlar tarlayı yıllardır ekmiyordu, ben ektim” diyerek ecrimisilden kurtulabilir mi? Cevap: Kurtulamaz. Tarım arazileri doğası gereği ürün (doğal semere) getiren taşınmazlar kütüğünde yer alır. Tarlayı eken paydaş, elde ettiği mahsulün net gelirinden diğer paydaşlara payları oranında vermek zorundadır. İntifadan men şartı aranmadığı için diğer paydaşlar ihtar çekmemiş olsalar dahi ekim yapılan yıllara ilişkin net ürün bedelinden paylarını ecrimisil olarak isteyebilir.
Soru: Ortak işyerini kiraya verip kira bedelini toplayan paydaş, kirayı alamadığını beyan ederse sorumluluktan kurtulur mu? Cevap: Türk Medeni Kanununun 995. maddesi gereğince kötüniyetli zilyet, yalnızca elde ettiği değil, “elde etmeyi ihmal ettiği” ürünlerden de sorumludur. Taşınmazı basiretli bir tacir veya malik gibi yönetmeyip kira bedellerini tahsil etmeyen veya takip etmeyen paydaş, ihmali nedeniyle doğan tüm zararı ve muhtemel emsal kira bedelini diğer paydaşlara ödemekle yükümlüdür.
7. İntifadan Men Şartının Aranmadığı İstisnai Durumlar II: Kamusal Hizmete Tahsis Edilen veya Ortak Kullanım Amacı Taşıyan Taşınmazlar
İntifadan men şartının aranmadığı ikinci grup istisnalar, taşınmazın özgülenme (tahsis) amacı veya kamu hukuku niteliği gereği her paydaşın kendiliğinden veya doğrudan yararlanması gereken durumlardır.
Kamu Hizmetine Tahsis Edilen veya Kamu Yararına Kullanılan Taşınmazlar
Ortak taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesi veya bir kamu kurumu tarafından kamu yararı amacıyla fiilen kullanılması halinde, paydaşların birbirlerinden veya ilgili idareden ecrimisil istemeleri için intifadan men şartı aranmaz.
Örneğin, paylı mülkiyete konu bir arsanın yol, park, okul, hastane, meydan veya pazar yeri olarak kamusal kullanıma açılması durumunda, paydaşların fiilen taşınmazı bireysel olarak kullanmaları veya zilyet olmaları hukuken ve fiziken imkansızdır. Kamu idaresi tarafından gerçekleştirilen kamulaştırmasız el atma hallerinde veya paydaşlardan birinin tüzel kişilik sıfatıyla taşınmazı kamu hizmetine sunması durumunda, engelleyici eylem doğrudan kamu gücüne dayandığı için intifadan men ihtarnamesi çekilmesi koşulu aranmaz.
Ortak Kullanım Amacı Taşıyan veya Niteliği Gereği Her Paydaşın Kendiliğinden Yararlanması Gereken Taşınmazlar
Bazı taşınmazlar, fiziki yapısı veya niteliği gereği tüm paydaşların veya ortakların ortak kullanımına tahsis edilmiş durumdadır. Bu tür yerlerde bir paydaşın diğerlerinin kullanımını engellemesi, niteliği gereği doğrudan haksız fiil oluşturur.
Bu kapsama giren başlıca taşınmazlar şunlardır:
- Müşterek avlu, geçit, kuyu, merdiven veya garaj niteliğindeki ortak kullanım alanları.
- Yayla, otlak, kışlak gibi tüm ortakların hayvanlarını otlatmasına tahsis edilmiş mera benzeri alanlar.
- Cins tashihi yapılmış ve her bağımsız bölümün bir paydaşa özgülendiği sitelerdeki ortak tesisler.
Bu gibi alanları kapatan, kapısına kilit vuran veya diğer paydaşların erişimini engelleyen paydaş karşı tarafı intifadan men etmiş sayılır. Davacı paydaşın tekrar bir ihtarname çekerek yararlanma arzusunu bildirmesine gerek bulunmaz.
İdari Sınırlandırmalar, İntifadan Men İmkânsızlığı ve Hukuki Sonuçları
3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun uyarınca idari makamlara (Kaymakamlık veya Valilik) başvurularak tecavüzün önlenmesi kararı alınması durumunda da intifadan men şartı gerçekleşmiş kabul edilir. İdari soruşturma veya mahkeme kararıyla kullanımı engellenen paydaşın haklılığı belgelendiği için ek bir ihbara ihtiyaç duyulmaz.
3091 Sayılı Kanun Madde 1: “Bu Kanun; taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari makamlar tarafından önlenmesi suretiyle zilyetlik düzenini geçici olarak koruma usul ve esaslarını kapsar.”
İdari veya adli makamlarca haksız müdahalenin tespiti, intifadan men şartını kendiliğinden yerine getirir ve tespit tarihinden itibaren ecrimisil hesabı yapılır.
Soru: Birlikte mülkiyet altındaki binanın ortak garajını tek başına depo olarak kullanan paydaşa karşı dava açmadan önce ihtar çekmek zorunlu mudur? Cevap: Ortak garaj, niteliği gereği tüm paydaşların ortak kullanımına tahsis edilmiş bir alandır. Bir paydaşın ortak garajı kilitleyerek veya depo olarak kullanarak diğer paydaşların araç park etmesini engellemesi durumunda intifadan men şartı aranmaz. Diğer paydaşlar ihtar çekmeksizin ecrimisil ve müdahalenin men’i davası açabilir.
Soru: Belediyenin kamu hizmetinde kullandığı paylı arsa için idareden ecrimisil istenirken intifadan men şartı aranır mı? Cevap: Hayır, aranmaz. İdare üçüncü kişi konumundadır ve kamu hizmetine tahsis edilen alanlarda paydaşların fiili kullanımı zaten idari tasarrufla engellenmiştir. Özel hukuk kişileri olan paydaşlar idareden payları oranında doğrudan ecrimisil talep edebilir.
8. İntifadan Men Şartının Aranmadığı İstisnai Durumlar III: Taşınmazın Tamamı Üzerinde Hak İddiası, Kötüniyetli Kullanım, Önceki Emsal Davalar ve Zımni Rıza
İntifadan men şartının aranmadığı üçüncü ve uygulamada en sık karşılaşılan kategori; haksız işgalci paydaşın tutumu, mülkiyet hakkını tamamen inkar etmesi veya taraflar arasında daha önce görülmüş adli süreçlerin varlığıdır.
Taşınmazın Tamamı Üzerinde Hak İddia Edilmesi ve Diğer Paydaşların Mülkiyet Hakkının İnkarı
Bir paydaş veya ortak, ortak taşınmazı kullanırken diğer paydaşların mülkiyet hakkını açıkça inkar ediyorsa, “Bu taşınmaz sadece benimdir, sizin burada hiçbir hakkınız yoktur, burayı bana babam hibeyle verdi” veya “Tapu kaydı geçersizdir” şeklinde beyanda bulunuyorsa, artık bu kişiye ihtarname çekmek anlamsız hale gelir.
Hukuk genel ilkeleri gereğince, davalı paydaşın diğer paydaşların hakkını tamamen reddettiği ve taşınmazın tamamında tek başına hak iddia ettiği durumlarda intifadan men şartının aranması aşırı şekilcilik olur. Mülkiyet hakkını inkar eden tutum, hak ihlalini doğrudan başlatır ve intifadan men şartını kendiliğinden ortadan kaldırır.
Önceki Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil veya İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davalarının Varlığı
Taraflar arasında daha önceden açılmış adli davaların bulunması, davacı paydaşın kullanım arzusunu ve rızasızlığını mahkeme huzurunda resmi olarak dış dünyaya açıklaması anlamına gelir.
İntifadan men şartını kendiliğinden gerçekleştiren ve ek ihtarname arama zorunluluğunu ortadan kaldıran adli süreçler şunlardır:
- Daha Önce Açılmış Elatmanın Önlenmesi (Müdahalenin Men’i) Davası: Davacı paydaşın davalıya karşı daha önceden açtığı müdahalenin men’i davası, intifadan men iradesinin en kesin kanıtıdır. Dava dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği tarih, intifadan men tarihi sayılır.
- Daha Önce Açılmış Ecrimisil Davası: Önceki döneme ilişkin açılan bir ecrimisil davasının dilekçesinin tebliğ edilmesi, sonraki dönemler için de intifadan men şartını süresiz olarak gerçekleştirir.
- Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davası: Paydaşlardan birinin paylı veya elbirliği mülkiyetinin satış veya taksim yoluyla giderilmesi için dava açması ve dava dilekçesinin kullanan paydaşa tebliğ edilmesiyle birlikte, taşınmazın kullanımına gösterilen zımni rıza tamamen son bulur.
- Tapu İptal ve Tescil Davaları: Mülkiyet ihtilafına ilişkin açılan davalar tebliğ anından itibaren zımni rızayı keser.
Kötüniyetli Kullanım, Rızanın Açıkça Geri Alınması ve Zımni Rızanın Sona Erme Anı
Paydaşlar arasındaki zımni rıza karinesi tutum ve davranışlarla sona erdirilebilir. Kullanan paydaşın taşınmaza zarar vermesi, yapıyı yıkması, taşınmazın niteliğini izinsiz değiştirmesi veya davacı paydaşı cebir ve tehdit kullanarak taşınmazdan uzaklaştırması hallerinde kötüniyet sübut erer.
Zımni rızanın sona erdiği an, dava veya ihtar tebliğ tarihi olabileceği gibi; tanıkla ispatlanan cebir, tehdit veya kapı kilidinin değiştirildiği somut olay tarihi de olabilir.
Soru: Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası açtıktan sonra ayrıca intifadan men ihtarı çekmek gerekir mi? Cevap: Hayır, gerekmez. Ortaklığın giderilmesi davasına ait dava dilekçesinin davalı kullanan paydaşa tebliğ edildiği tarih itibarıyla zımni rıza hukuken ortadan kalkar. Tebliğ tarihi, intifadan men tarihi olarak kabul edilir ve o tarihten dava tarihine kadar ecrimisil hesaplanır.
Soru: Davalı paydaş mahkemede “Ben davacının hakkını reddetmiyorum ama ihtar çekmedi” derse ne olur? Cevap: Eğer davalı taraf mahkemedeki beyanlarında davacının mülkiyet payını kabul ediyor ve taşınmazın kullanımını daha önce engellemediğini savunuyorsa; istisnai haller (semere elde edilmesi, açılmış dava bulunması vb.) dışında mahkeme intifadan men şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle davayı reddeder. Ancak davalı mahkemede de “Taşınmaz tamamen bana aittir” derse, bu beyan mülkiyeti inkar sayılacağından intifadan men şartı aranmaz.
9. Paylı ve Elbirliği Mülkiyetinde Ecrimisil Davalarında Dava Ehliyeti, Taraf Sıfatı, Zorunlu Dava Arkadaşlığı ve Husumet
Ecrimisil davasının esasına girilerek bir karar verilebilmesi için tarafların dava ehliyetine ve taraf sıfatına (aktif ve pasif husumet ehliyeti) sahip olmaları gerekir. Mülkiyet türünün paylı veya elbirliği olması usul hukukundaki taraf teşkilini doğrudan etkiler.
Paylı Mülkiyette Davacı ve Davalı Sıfatı (Aktif ve Pasif Husumet Ehliyeti)
Paylı mülkiyette her paydaş bağımsız mülkiyet hakkına sahip olduğu için, aktif ve pasif taraf sıfatı son derece esnek ve bağımsız bir yapı gösterir.
- Davacı Sıfatı (Aktif Husumet): Paylı mülkiyete konu bir taşınmazda her paydaş, diğer paydaşların onayını, katılımını veya muvafakatini almadan, yalnızca kendi payına isabet eden ecrimisil miktarı için tek başına dava açabilir (TMK m. 688).
- Davalı Sıfatı (Pasif Husumet): Dava, taşınmazı haksız olarak bizzat kullanan, kiraya verip gelirini toplayan veya diğer paydaşların kullanımını engelleyen paydaş ya da paydaşlara karşı açılır. Taşınmazı kullanmayan diğer paydaşlara husumet yöneltilemez.
Elbirliği Mülkiyetinde (Terekede) Davacı Sıfatı ve Bireysel Dava Açma Hakkı
Elbirliği mülkiyetinde (TMK m. 701, 702) kural olarak yönetim ve tasarruf işlemleri tüm ortakların oybirliğini gerektirir. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve Türk Medeni Kanunu sistematiğinde ecrimisil talebi, haksız fiilden doğan bölünebilir bir edim (alacak hakkı) olarak kabul edilir.
Bu durumun sonucu şudur: Mirasçılardan veya elbirliği ortaklarından her biri, oybirliği arama zorunluluğu olmaksızın, terekeye temsilci atanmasına veya diğer mirasçıların davaya katılmasına (HMK m. 59-60) gerek kalmaksızın, kendi miras/ortaklık payına hasren tek başına ecrimisil davası açabilir. Dava sonucunda tazminat terekeye değil, doğrudan davacı ortağın şahsi hesabına ödenir.
Üçüncü Kişilere Karşı Açılacak Ecrimisil Davalarında Zorunlu Dava Arkadaşlığı ve Terekeye Temsilci Atanması (TMK Madde 640)
Eğer haksız işgalci bir paydaş veya mirasçı değil de mülkiyet ilişkisinin tamamen dışında yer alan üçüncü bir kişi ise, hukuki durum farklılık gösterir.
Türk Medeni Kanununun 640. maddesi terekenin korunmasını ve temsilini düzenler:
Türk Medeni Kanunu Madde 640: “Mirasçılardan biri, mirastan feragat etmiş veya mirası reddetmiş olmadıkça, terekeye dahil olan hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün mirasçılar yararlanır. Mirasçılar, terekeye ait haklar üzerinde ancak oybirliğiyle tasarruf edebilirler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına satış veya paylaşma yapılıncaya kadar bir temsilci atayabilir.”
Üçüncü kişiye karşı açılacak ecrimisil davasında, eğer davacı mirasçı tüm tereke adına ve tazminatın terekeye ödenmesi amacıyla dava açıyorsa, tüm mirasçıların muvafakatini almalı veya TMK m. 640/3 uyarınca terekeye temsilci (mümessil) atanmasını sağlamalıdır. Ancak mirasçı üçüncü kişiden de yalnızca kendi payına düşen ecrimisili talep ediyorsa, dava arkadaşlığı oluşturmadan tek başına dava açabilir.
Soru: Mirasçılardan biri, terekedeki evi tek başına kullanan diğer mirasçıya dava açarken diğer kardeşlerin onayını almak zorunda mıdır? Cevap: Hayır, zorunda değildir. Ortaklardan birinin diğer ortağa karşı açtığı ecrimisil davasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaz. Davacı mirasçı, diğer kardeşlerinin onayını almadan veya terekemümessili atamadan, evi kullanan mirasçıya karşı kendi miras payı oranında tek başına ecrimisil davası açabilir.
Soru: Taşınmazı kullanan paydaş vefat ederse ecrimisil davası kime karşı yöneltilir? Cevap: Haksız işgalde bulunan paydaş vefat etmişse, pasif husumet onun mirasçılarına yöneltilir. Mirasçılar, müteveffanın haksız işgalinden doğan borçlardan miras payları oranında ve mirası reddetmemiş olmaları kaydıyla sorumlu olurlar.
10. Ecrimisil Alacağında Hesaplama Metodolojisi, Zamanaşımı Süreleri, Başlangıç Anı ve Faiz Yürütülmesi Esasları
Ecrimisil davalarında mahkemenin hükme esas alacağı tazminat miktarı, teknik ve hukuki verilere dayalı hassas bir hesaplama metodolojisini gerektirir. Yargılama sürecinde bilirkişi heyetleri vasıtasıyla taşınmazın haksız işgal dönemi boyunca getirebileceği muhtemel veya fiili gelir tespiti yapılır.
Ecrimisil Miktarının Hesaplanmasında Emsal Kira ve Ürün Geliri Metodolojisi
Ecrimisil hesabı, taşınmazın niteliğine göre iki farklı yöntemle yürütülür:
A. Gelir Getiren Mesken, İşyeri veya Arsalarda Hesaplama (Emsal Kira Yöntemi)
Taşınmaz bir konut, dükkan veya işyeri ise hesaplama yapılırken ilk işgal yılının emsal kira bedeli tespit edilir. Bilirkişi, ilk yıl için taşınmazın mevki, yüzölçümü, imar durumu, fiziki özellikleri ve civardaki emsal kiralama sözleşmelerini inceleyerek aylık ve yıllık rayiç kira bedelini belirler.
Sonraki yıllar için ecrimisil miktarı belirlenirken, ilk yıl tespit edilen kira bedeline ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) / TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) artış oranları uygulanarak dönemsel ecrimisil bedelleri zincirleme olarak hesaplanır. Doğrudan son yılın güncel değerinden geriye doğru endeksleme yapılması hukuka aykırıdır.
B. Tarım Arazilerinde ve Ürün Veren Yerlerde Hesaplama (Net Ürün Geliri Yöntemi)
Tarım arazilerinde ilk yıl emsal kira yöntemi uygulanmaz. Her bir işgal yılı için taşınmazda yetiştirilebilecek bölgeye uygun ürünler (buğday, pamuk, mısır, zeytin vb.) belirlenir. İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerinden ilgili yıllara ait dönüm başı ortalama rekolte, birim satış fiyatı ve üretim maliyet cetvelleri getirirtilir.
Hesap formülü şu şekildedir: $$\text{Net Ecrimisil} = (\text{Toplam Gayrisafi Ürün Hasılatı}) – (\text{Zorunlu Üretim ve Masraf Giderleri})$$
Elde edilen net tutardan davacının mülkiyet veya miras payı oranlanarak tazminat miktarı bulunur.
Ecrimisil Davalarında Beş Yıllık Zamanaşımı Süresi (TBK Madde 147/1) ve Başlangıç Anı
Ecrimisil, hukuki niteliği itibarıyla haksız fiil tazminatı olmakla birlikte; dönemsel bir gelir kaybını karşılaması nedeniyle zamanaşımı süresi bakımından özel hükümlere tabidir. Yerleşik içtihatlar ve kanuni düzenlemeler uyarınca ecrimisil alacakları 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Bu husus Türk Borçlar Kanununun 147. maddesinin 1. fıkrasına dayanır:
Türk Borçlar Kanunu Madde 147: *”Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:
- Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler.”*
Zamanaşımı süresi, dava tarihinden geriye doğru hesaplanır. Dava açıldığı tarihten geriye doğru 5 yıldan daha eski dönemlere ait ecrimisil talepleri, davalı tarafın zamanaşımı def’inde (itirazında) bulunması halinde mahkemece reddedilir. Zamanaşımı def’i ilk cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir.
Temerrüt Faizinin Başlangıcı, Faiz Türü ve 3095 Sayılı Kanun Hükümleri
Ecrimisil bir haksız fiil tazminatı olduğu için, borçlunun temerrüde düşürülmesi ve yürütülecek faizin niteliği borçlar hukuku kurallarına göre şekillenir.
- Faiz Başlangıç Tarihi: Ecrimisil davalarında faiz, haksız işgalin gerçekleştiği her bir dönemin (ayın veya yılın) sonu itibarıyla işlemeye başlar. Yani kademeli faiz uygulanır. Ancak uygulamada çoğunlukla her bir yılın ecrimisil miktarı için o yılın sonundan itibaren kademeli olarak temerrüt faizi yürütülür. Eğer dava açılmadan önce davalı ihtarname ile kesin bir tarihte temerrüde düşürülmüşse, ihtar süresinin bittiği tarihten itibaren de faiz işletilebilir.
- Uygulanacak Faiz Türü: Taşınmaz adi nitelikte bir konut veya arsa ise 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1. maddesi uyarınca yasal faiz (kanuni faiz) uygulanır.
- Ticari İşletmelerde Faiz: Eğer haksız işgale konu taşınmaz bir ticari işletme, fabrika, otel veya ticari bir dükkan ise veya davalı taraf ticari bir şirket ise, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca avans faizi (reiskont faizi) talep edilebilir.
3095 Sayılı Kanun Madde 1: “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse ödeme yıllık kanuni faiz oranı üzerinden yapılır.”
Soru: Ecrimisil davasında faize faiz yürütülebilir mi (mürekkep faiz)? Cevap: Hayır, Türk Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca faize faiz yürütülmesi (mürekkep faiz) kesinlikle yasaktır. Geçmiş dönem ecrimisil alacaklarının anaparası üzerine yalnızca yalın (basit) temerrüt faizi hesaplanır.
Soru: Davalı taraf zamanaşımı itirazında bulunmazsa hakim 5 yıllık süreyi re’sen (kendiliğinden) dikkate alabilir mi? Cevap: Hayır, alamaz. Zamanaşımı bir hak düşürücü süre değil, bir kanuni def’i hakkıdır. Davalı taraf usulüne uygun şekilde ve süresi içinde zamanaşımı def’inde bulunmazsa, hakim 5 yıldan eski dönemler için de ecrimisile hükmedebilir.
Değerlendirme
Sonuç olarak, Türk Medeni Hukuku sistematiğinde paylı ve elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlarda paydaşların veya ortakların birbirlerine karşı açtıkları ecrimisil davaları, mülkiyet hakkının sağladığı mutlak yetkiler ile birlikte mülkiyet ilişkisinin doğasından kaynaklanan zımni rıza karinesinin dengelendiği özel bir hukuki alanı teşkil etmektedir. Kural olarak haksız işgal tazminatına hükmedilebilmesi için paydaşın yararlanma iradesini dış dünyaya somut biçimde yansıtmasını arayan intifadan men ilkesi; taşınmazın hukuki veya doğal semere getirmesi, kamu hizmetine yahut ortak kullanıma tahsis edilmiş bulunması, mülkiyet hakkının inkar edilmesi ve taraflar arasında önceden açılmış adli davaların varlığı gibi durumlarda istisnai olarak aranmayarak, hak sahibinin haksız biçimde mağdur edilmesinin önüne geçmektedir. Hukuki niteliği itibarıyla bölünebilir bir tazminat alacağı kabul edilmesi sebebiyle elbirliği mülkiyetinde dahi her bir ortağın diğerlerinin katılımı olmaksızın kendi payına hasren tek başına dava açabilmesine imkan tanıyan ecrimisil kurumu; Türk Borçlar Kanunu uyarınca tabi olduğu beş yıllık zamanaşımı süresi, ilk yıl rayici esas alınarak ÜFE/TÜFE endeksleriyle yürütülen hesaplama metodolojisi ve kademeli faiz uygulamasıyla, hem haksız zilyedin malvarlığında meydana gelen sebepsiz çoğalmayı gidermekte hem de mülkiyet hakkının ihlalinden doğan zararları hakkaniyete uygun şekilde tazmin etmektedir.
DETAYLI BİLGİ İÇİN LÜTFEN İLETİŞİME GEÇİNİZ
