TCK M. 184 KAPSAMINDA İMAR KİRLİLİĞİNE NEDEN OLMA SUÇU

YAZAR : Avukat Mehmet Altan Koçak

Marmaris - 14 Ekim 2026

marmaris avukat

Türk Ceza Hukukunda İmar Kirliliğine Neden Olma Suçunun Normatif Temeli ve Korunan Hukuki Değer

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu, bireylerin sağlıklı, dengeli ve planlı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına almayı hedefler. Kanun koyucu, bu normu Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap, Üçüncü Kısım, İkinci Bölümünde yer alan “Çevreye Karşı Suçlar” başlığı altında tanzim etmiştir. Bu sistematik tercih, suçun salt idari kuralların ihlali bağlamında değerlendirilmediğini, doğrudan doğruya çevre sağlığı, kent estetiği ve kamu düzeninin ceza hukuku yaptırımlarıyla korunduğunu gösterir.

Suçun Hukuki Niteliği ve Şehirleşme Düzeninin Korunması

Modern ceza hukuku, bireysel menfaatlerin ötesinde toplumsal ve kamusal müşterek varlıkları koruma işlevini üstlenir. İmar düzeni, yalnızca estetik kaygılardan ibaret olmayıp, kentlerin deprem, yangın ve sel gibi doğal afetlere karşı mukavemetini, altyapı hizmetlerinin rasyonel dağılımını ve gelecek nesillere aktarılacak yaşam alanlarının sürdürülebilirliğini temin eder. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 184 ile korunan birincil hukuki yarar, toplumun planlı, güvenli ve sağlıklı bir mekânsal düzende yaşama menfaatidir.

Yapılaşmanın idari denetim mekanizmalarından kaçırılarak keyfi biçimde icra edilmesi, kamu hizmetlerinin planlanmasını aksatır ve can ile mal güvenliğini doğrudan tehlikeye sokar. Bu kapsamda suç, kamu düzenine ve kolektif yaşam alanlarının güvenliğine yönelik bir tehlike suçu niteliği taşır. Kanun koyucu, bireylerin plansız veya ruhsatsız yapılaşma girişimlerini yalnızca idari yaptırımlarla karşılamanın yetersiz kaldığı tespiti üzerinden ceza normu oluşturmuştur.

Marmaris Koçak Hukuk Bürosu, Avukat Mehmet Altan Koçak tarafından kurulmuş olup Türkiye genelinde hukuki hizmet sunmaktadır. Büronun ceza hukuku ve imar mevzuatı alanındaki uygulamalarında gözlemlediği üzere, imar kirliliği davalarında korunan hukuki değerin doğru nitelendirilmesi, fiilin haksızlık içeriğinin saptanmasında ve cezanın bireyselleştirilmesinde belirleyici rol oynar.

Çevreye Karşı Suçlar Arasındaki Konumu ve Kamu Düzeni İlişkisi

5237 sayılı Kanun’un 181 ve 182. maddelerinde düzenlenen çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi suçları atık, çöp ve kimyasal maddelerin çevreye yayılmasını engellemeyi hedeflerken, 184. madde mekânsal ve yapısal çevre kirliliğini engeller. Bina niteliğindeki kaçak yapılar, kentin siluetini bozmanın ötesinde tarım arazilerini, su havzalarını, kıyı bantlarını ve orman alanlarını tahrip eder. Bu tahribat, kentin doğal dengesini geriye dönülemez biçimde bozar.

İmar kirliliği suçu aynı zamanda kamu otoritesinin düzenleme ve denetleme yetkisinin meşruiyetini korur. İdare, 3194 sayılı İmar Kanunu vasıtasıyla fiziksel mekânın düzenini kurar. Ceza hukuku normu, idarenin bu düzenleme yetkisini ihlal eden ve hukuk düzenine açıkça meydan okuyan davranışları cezalandırmak suretiyle kamu düzeninin otoritesini takviye eder.

Soru: Kendi tapulu arazisinde ruhsatsız inşaat yapan bir kişi çevreye zarar vermediğini savunarak ceza sorumluluğundan kurtulabilir mi?
Cevap: Hayır, kurtulamaz. Suçun hukuki konusu yalnızca fiziksel çevrenin kirlenmesi değil, genel imar düzeni ve planlama disiplinidir. Mülkiyet hakkı Anayasa m. 35 uyarınca kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Kişi kendi mülkü üzerinde dahi olsa ruhsat almaksızın bina inşa ettiğinde suçun maddi unsuru gerçekleşir; ayrıca somut bir çevre kirliliğinin veya zararının kanıtlanması aranmaz.


5237 Sayılı TCK m. 184 Hükmünün Maddi Unsurları ve Tipiklik

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesi, imar düzenine aykırı farklı davranış modellerini bağımsız fıkralar halinde düzenleyerek tipik eylemleri açıkça tayin etmiştir. Suçun oluşabilmesi için kanunda tarif edilen fiillerin somut olayda eksiksiz gerçekleşmesi gerekir.

Ruhsatsız veya Ruhsata Aykırı Bina Yapma veya Yaptırma Fiili (TCK m. 184/1)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 184/1 hükmü şu şekildedir:
“Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Bu fıkra kapsamında suçun oluşması, seçimlik iki hareketten birinin gerçekleştirilmesine bağlıdır:

  1. Yetkili idareden hiçbir yapı ruhsatiyesi alınmaksızın bina inşa etmek veya ettirmek.
  2. Usulüne uygun alınmış bir yapı ruhsatiyesi bulunmasına rağmen, bu ruhsat ve ekindeki mimari, statik projelere aykırı nitelikte bina inşa etmek veya ettirmek.

Eylemin bizzat icra edilmesi şart değildir; kanun metni “yapan veya yaptıran” ibaresini kullanarak hem fiili inşaatı yürüten ustayı/müteahhidi hem de inşaatın yapılması talimatını veren arsa sahibini veya işvereni doğrudan fail olarak kabul etmiştir. İnşaatın tamamlanmış olması şartı aranmaz; inşaatın bina vasfını kazanacak ve fiziki varlık gösterecek aşamaya ulaşması yeterlidir.

3194 Sayılı İmar Kanunu Çerçevesinde “Bina” ve “Yapı” Ayrımının Suçun Oluşumuna Etkisi

5237 sayılı Kanun m. 184/1 metninde bilinçli olarak “yapı” değil, “bina” terimi kullanılmıştır. Ceza normlarında kıyas yasağı ve kanunilik ilkesi geçerli olduğundan, bina niteliğinde olmayan imalatlar bu suçun kapsamına girmez. Kavramın tanımı için 3194 sayılı İmar Kanunu m. 5 hükmüne başvurulur.

3194 sayılı İmar Kanunu m. 5 uyarınca yapı:
“Karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmi ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesislerdir.”

Aynı maddenin bina tanımı ise şöyledir:
“Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarıyan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.”

Her bina bir yapıdır, ancak her yapı bina değildir. İstinat duvarları, bahçe çitleri, açık otoparklar, pergolalar, sundurmalar, havuzlar, su depoları, iskeleler veya basit kulübeler 3194 sayılı Kanun kapsamında yapı sayılsa dahi, kendi başına kullanılamayan veya üstü örtülü insan kullanımına elverişli kapalı alan oluşturmayan unsurlar bina niteliği taşımaz. Bu tür imalatların ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılması idari yaptırımları (3194 sayılı İmar Kanunu m. 32 ve 42) gerektirse bile, TCK m. 184/1 anlamında ceza sorumluluğu doğurmaz.

Taşıyıcı unsuru etkilemeyen ve bağımsız bölüm brüt alanını artırmayan basit tamir ve tadilatlar da 3194 sayılı İmar Kanunu m. 21/3 gereğince ruhsata tabi değildir. Dolayısıyla iç ve dış sıva, boya, badana, oluk, doğrama, döşeme ve tavan kaplamaları gibi işlemler ceza sorumluluğu doğurmaz.

Şantiyelere Elektrik, Su veya Telefon Bağlantısı Yapılmasına Müsaade Etme (TCK m. 184/2)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 184/2 hükmü şu şekildedir:
“Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.”

Bu fıkra, kaçak inşaatların sürdürülmesini kolaylaştıran altyapı hizmeti sağlayıcılarını hedef alır. Suçun maddi unsuru, ruhsatı bulunmayan bir inşaat sahasına elektrik, su veya telefon gibi temel altyapı hatlarının bağlanmasına yetkili kamu görevlileri veya özel dağıtım şirketi personeli tarafından müsaade edilmesidir.

Eylemin gerçekleşmesi için şantiyenin ruhsatsız bir inşaat için kurulmuş olması gerekir. Ruhsatı bulunan ancak sonradan ruhsata aykırı imalat yapılan inşaatların şantiyelerine altyapı sağlanması bu fıkra kapsamına girmez; kanun lafzı açıkça “yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar” şartını aramaktadır.

Yapı Kullanma İzni Bulunmayan Binalarda Sınai Faaliyete Müsaade Etme (TCK m. 184/3)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 184/3 hükmü şu düzenlemeyi içerir:
“Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Bu fıkra ile inşaatı tamamlanmış olsa bile, iskân ruhsatı (yapı kullanma izin belgesi) almamış binalarda fabrika, atölye, imalathane gibi sınai tesislerin faaliyet göstermesine izin verilmesi yasaklanmıştır. Fail, binada sınai işletme açılmasına izin veren yetkili kamu görevlisi (örneğin işyeri açma ve çalışma ruhsatı veren belediye yetkilisi) veya binayı bu amaçla tahsis eden yetkili kişilerdir.

Sınai faaliyet, hammaddenin veya yarı mamulün işlenerek yeni bir iktisadi değer üretilmesini ifade eder. Ticari faaliyetler (market, mağaza, büro) veya mesken kullanımları yapı kullanma izni olmasa dahi bu fıkra kapsamındaki suçu oluşturmaz.

Soru: Mevcut bir binanın bahçesine yapılan açık yüzme havuzu veya istinat duvarı ruhsatsız ise TCK m. 184/1 kapsamında dava açılır mı?
Cevap: Açılmaması gerekir. Yüzme havuzu veya istinat duvarı 3194 sayılı Kanun m. 5 uyarınca “yapı” niteliğindedir; ancak üstü kapalı ve insanların barınmasına, çalışmasına tahsis edilmiş “bina” vasfı taşımaz. Bu nedenle eylem idari para cezası ve yıkım yaptırımına konu olsa da TCK m. 184 anlamında suç teşkil etmez.


Suçun Faili, Mağduru ve Manevi Unsuru

İmar kirliliğine neden olma suçunun sübjektif ve objektif şartlarının incelenmesi, kimlerin hangi sıfatla cezalandırılabileceğini belirler.

Özgü Suç Tartışması, Malikin, Yüklenicinin ve Fenni Mesulün Sorumluluğu

TCK m. 184/1 hükmü özgü bir suç değildir; genel bir suçtur. Madde metninde “bina yapan veya yaptıran kişi” dendiği için herkes bu suçun faili olabilir. Uygulamada fail genellikle şu sıfatlara sahip kişilerdir:

  • Taşınmaz Maliki: Ruhsatsız inşaatı bizzat yaptıran veya müteahhide yaptıran arsa sahibi.
  • Yüklenici (Müteahhit): Ruhsatsız yapıyı fiilen inşa eden veya ruhsatlı projeye aykırı imalatları sahada uygulayan kişi.
  • Yapı Denetim Görevlileri ve Fenni Mesuller: Mevzuata aykırı imalatları idareye bildirmeyerek inşaatın devamına göz yuman teknik sorumluların durumu iştirak iradesi çerçevesinde değerlendirilir.

Taşınmazın birden fazla paydaşı varsa, salt hissedar olmak ceza sorumluluğu için yeterli değildir. Ceza hukukunun temel prensibi olan şahsi ceza sorumluluğu uyarınca, inşaatın yapımına fiilen katılan, talimat veren veya onaylayan hissedarlar sorumlu tutulur; inşaattan haberi olmayan ya da rızası bulunmayan hissedara ceza verilemez.

TCK m. 184/2 ve 184/3 bakımından ise fail çevresi daralır. Bu fıkralarda bağlantıya veya faaliyete “müsaade eden kişi” cezalandırıldığı için, fail altyapı bağlama yetkisine sahip kurum yetkilisi veya ruhsat vermeye yetkili idari mercidir.

Kast Unsuru, Olası Kast ve Hata Hükümlerinin Uygulanabilirliği

İmar kirliliğine neden olma suçu taksirle işlenemez; yalnızca doğrudan kastla işlenebilir. Failin, yaptığı veya yaptırdığı binanın ruhsatsız olduğunu ya da mevcut ruhsata aykırı bulunduğunu bilmesi ve bu eylemi istemesi şarttır.

Olası kast hali nadiren tartışılsa da kural olarak doğrudan kast aranır. Fail, idarenin verdiği ruhsat ve projenin sınırlarını bilerek aştığında kast unsuru gerçekleşir.

5237 sayılı Kanun’un 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri imar kirliliği davalarında sıklıkla ileri sürülür. Failin “ruhsat gerekmediğini sanması” kural olarak TCK m. 30/4 kapsamında haksızlık yanılgısı (kaçınılmaz hata) sayılmaz; zira herkes mevzuatı bilmekle yükümlüdür. Ancak fail, belediye veya ilgili idarenin resmi yazısına, onaylı projesine veya hatalı idari işlemine güvenerek inşaatı gerçekleştirmişse ve bu yanılgı kaçınılmaz bir nitelik taşıyorsa kastın varlığından söz edilemez ve ceza verilmez.

Soru: Miras kalan müşterek arazide kardeşlerden birinin yaptığı kaçak bina sebebiyle diğer mirasçılar hakkında ceza davası açılabilir mi?
Cevap: Ceza sorumluluğu şahsidir. Kaçak inşaat kararını almayan, masraflarına katılmayan ve inşaatı fiilen gerçekleştirmeyen diğer hissedarlar cezalandırılamaz. Savcılık aşamasında inşaatı kimin yaptırdığı araştırılmalı, inşaatla bağı bulunmayan paydaşlar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmelidir.


Suçun Coğrafi ve Mekânsal Uygulama Alanı (TCK m. 184/4)

İmar kirliliği suçunun en kritik ve sınırlayıcı unsurlarından biri, kanunun mekânsal geçerlilik alanıdır. Kanun koyucu, Türkiye’nin her yerinde yapılan ruhsatsız binaları ceza tehdidi altına almamış, belirli idari ve hukuki sınırlarla yetinmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 184/4 hükmü şu şekildedir:
“Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır.”

Belediye ve Mücavir Alan Sınırları Bakımından Sınırlandırma

Maddenin birinci ve ikinci fıkraları, yalnızca belediye sınırları içerisinde kalan yerlerde uygulanır. 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde il mülki sınırları belediye sınırı haline getirilmiştir. Bu illerde köy ve belde tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleye dönüştürüldüğünden, tüm il sınırları teorik olarak TCK m. 184/4 anlamında belediye sınırları içerisine girmiştir.

Ancak büyükşehir statüsünde olmayan illerde, belediye sınırları dışında kalan köy yerleşimlerinde yapılan binalar TCK m. 184/1 kapsamına girmez.

Mücavir alanlar bakımından ise yargı uygulamasında hassas bir ayrım bulunur. 3194 sayılı İmar Kanunu m. 5 uyarınca mücavir alan, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş alanlardır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre mücavir alan sınırları doğrudan belediye sınırı sayılmaz; bu alanlar “özel imar rejimine tabi” bir statü taşımadıkça salt mücavir alanda bulunma olgusu TCK m. 184 uygulamasını haklı kılmaz.

Özel İmar Rejimine Tabi Alanlar: Sit Alanları, Boğaziçi ve Kıyı Alanları

Belediye sınırları dışında kalsa dahi, özel kanunlarla yapılaşma şartları belirlenmiş alanlar “özel imar rejimine tabi yerler” olarak kabul edilir. Bu alanlarda ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina inşa edilmesi TCK m. 184 kapsamındadır:

  • 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu Kapsamındaki Alanlar: Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgeleri.
  • 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Kapsamındaki Sit Alanları: Doğal, arkeolojik, kentsel ve tarihi sit alanları özel koruma ve planlama rejimine tabidir.
  • 3621 sayılı Kıyı Kanunu Kapsamındaki Kıyı ve Sahil Şeritleri: Kıyılarda yapılaşma yasağı ve özel kullanım şartları bulunur.
  • 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu Kapsamındaki Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri.
  • 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu Kapsamındaki Sanayi Alanları.
  • 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu Kapsamındaki Koruma Havzaları.

Bu alanlarda yapılan inşaatlar, belediye teşkilatı bulunmayan bir kırsalda yer alsa dahi özel imar rejimine tabi olduğu için TCK m. 184/1 uyarınca cezalandırılır.

Köy Yerleşik Alanlarında Yapılan İnşaatların Hukuki Durumu

Büyükşehir statüsünde olmayan illerde köylerde bina yapılması, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27. maddesi ve Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümlerine tabidir. Köy yerleşik alanlarında, muhtarlık izni veya fen kurallarına uygunluk gibi idari şartlar aransa da, buralar belediye sınırı veya özel imar rejimine tabi alan niteliğinde değildir.

Bu nedenle büyükşehir olmayan illerin köylerinde ruhsatsız konut, ahır veya samanlık inşa eden köylüler hakkında TCK m. 184/1 uyarınca kamu davası açılamaz; eylem idari para cezası ve yıkım gerektirse bile suç teşkil etmez. Ancak büyükşehir sınırları içinde yer alan ve mahalleye dönüşen eski köylerde durum farklıdır. 6360 sayılı Kanun sonrası mahalleye dönüşen kırsal yerleşimlerde, geçiş hükümleri ve özel muafiyetler titizlikle incelenmeli, parselin imar planındaki konumu belirlenmelidir.

Soru: Büyükşehir statüsündeki bir ilin kırsal mahallesinde yapılan ruhsatsız bağ evi için imar kirliliği suçu oluşur mu?
Cevap: Büyükşehirlerde il mülki sınırları belediye sınırı sayıldığından kural olarak TCK m. 184/4 şartı gerçekleşir. Ancak yapının bulunduğu parselin kırsal yerleşik alan niteliği, tarımsal amaçlı yapı muafiyeti taşıyıp taşımadığı ve fiilin işlendiği tarihteki yasal statü araştırılmalıdır; muafiyet kapsamında kalan yapılar suç teşkil etmez.


İmar Kirliliği Suçunun Tamamlanma Anı, Mütemadi Suç Niteliği ve Zamanaşımı

Ceza davasının açılabilmesi ve yürütülebilmesi, suçun ne zaman işlenmiş sayıldığı ve dava zamanaşımının ne zaman dolduğu ile doğrudan bağlantılıdır.

Suçun Ani veya Kesintisiz Nitelikte Olup Olmadığı Tartışması

İmar kirliliğine neden olma suçunun “ani suç” mu yoksa “kesintisiz (mütemadi) suç” mu olduğu hususu geçmişte doktrinde tartışılmış, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarıyla içtihadi istikrar kazanmıştır.

Yerleşik yargı kararlarına göre TCK m. 184/1’de düzenlenen ruhsatsız bina yapma veya yaptırma suçu, ani nitelikte bir tehlike suçudur. İnşaat faaliyetinin devam etmesi suçu mütemadi hale getirmez. Binanın taşıyıcı unsurlarının tamamlanması, dış duvarlarının örülmesi, üstünün kapatılması ve inşaat faaliyetinin fiilen sona ermesiyle suç tamamlanır ve neticelenir.

İnşaatın bitmesinden sonra binada oturulması, binanın kiraya verilmesi veya kullanılmaya devam edilmesi suçun devam ettiği anlamına gelmez; bunlar suçun tamamlanmasından sonraki kullanım fiilleridir.

Dava Zamanaşımı Süresinin Başlangıcı ve Yapı Tatil Tutanağının İspat Değeri

Suç ani nitelikte kabul edildiğinden, 5237 sayılı TCK m. 66/1-e uyarınca öngörülen 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi, inşaatın fiilen tamamlandığı veya inşaat faaliyetinin tamamen bırakıldığı tarihte işlemeye başlar.

Uygulamada idare tarafından düzenlenen 3194 sayılı İmar Kanunu m. 32 kapsamındaki “Yapı Tatil Tutanağı”, inşaatın devam ettiğine veya durdurulduğuna ilişkin önemli bir delildir. Ancak yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarih, otomatik olarak suç tarihi kabul edilemez. Şayet fail, inşaatı tatil zaptından 3-4 yıl önce bitirdiğini tanık beyanları, elektrik/su faturaları, uydu fotoğrafları veya mahalli bilirkişi incelemesiyle kanıtlarsa, suç tarihi inşaatın fiilen bittiği tarih olarak esas alınır.

8 yıllık asli zamanaşımı süresi, iddianame düzenlenmesi, sanığın sorgusunun yapılması veya mahkûmiyet hükmü kurulması gibi zamanaşımını kesen sebeplerle (TCK m. 67/2) uzayabilir. Kesilme halinde dahi zamanaşımı süresi en fazla yarı oranında artarak 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi olur. İnşaatın tamamlanmasından itibaren 8 yıl (kesilme varsa 12 yıl) geçmişse kamu davası zamanaşımı nedeniyle düşer.

Soru: Belediye zabıtası tarafından 2026 yılında yapı tatil tutanağı düzenlenen bir binanın 2017 yılında tamamlandığı uydu görüntüleriyle ispatlanırsa ne karar verilir?
Cevap: Suç ani suç olduğundan zamanaşımı inşaatın fiilen bittiği 2017 yılından itibaren işlemeye başlar. TCK m. 66/1-e gereğince 8 yıllık asli zamanaşımı süresi 2025 yılında dolmuş olacağından, mahkemenin kamu davasının zamanaşımı sebebiyle düşmesine karar vermesi gerekir.


Şahsi Cezasızlık Sebebi ve Etkin Pişmanlık Kurumu (TCK m. 184/5)

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 184. maddesinin beşinci fıkrası, ceza hukukunun faili cezalandırmaktan ziyade hukuka aykırılığı gidermeye teşvik eden onarıcı yaklaşımının somut bir örneğidir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 184/5 hükmü şu şekildedir:
“Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.”

Yapının Ruhsata ve İmar Planına Uygun Hale Getirilmesinin Hukuki Neticeleri

Maddenin beşinci fıkrası hem şahsi cezasızlık sebebi hem de etkin pişmanlık benzeri özel bir terkin müessesesi kurmuştur. Fail, suça konu yapıyı iki şekilde hukuka uygun hale getirebilir:

  1. Ruhsata ve Projeye Bağlama: İmar planı şartları elveriyorsa, idareye başvurarak sonradan yapı ruhsatı almak veya tadilat ruhsatı düzenlettirmek.
  2. Aykırılığı Fiilen Giderme (Yıkım/Tadilat): Ruhsata aykırı yapılan ilave katı, balkonu, teras kapatmayı veya çıkmaları fiilen yıkarak binayı onaylı projedeki haline döndürmek ya da ruhsatsız yapıyı tamamen yıkıp arsayı eski haline getirmek.

Bu şart sağlandığında, ceza hukuku yaptırım uygulama iradesinden vazgeçer.

Soruşturma, Kovuşturma ve Hükmün İnfazı Evrelerinde Düşme Kararı

TCK m. 184/5 hükmü zamana bağlı tutulmamış, yargılamanın ve infazın her aşamasında sonuç doğuracak şekilde düzenlenmiştir:

  • Soruşturma Aşamasında: Savcılık soruşturması yürütülürken aykırılık giderilirse cumhuriyet savcısı “kamu davası açılmaz” amir hükmü gereğince kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verir.
  • Kovuşturma Aşamasında: Asliye Ceza Mahkemesinde dava devam ederken binanın ruhsata uygun hale getirilmesi veya yıkılması halinde, mahkemece TCK m. 184/5 ve CMK m. 223/8 uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilir.
  • Hüküm Kesinleştikten Sonra (İnfaz Aşamasında): Sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilip kesinleşmiş ve infaza başlanmış olsa dahi aykırılık giderildiğinde infaz derhal durur; mahkûmiyet hükmü ve tüm adli sicil sonuçları ortadan kalkar.

Kısmi Aykırılıkların Giderilmesi ve Yıkım İradesinin Değerlendirilmesi

Aykırılığın giderilmesinde esas olan, yapının plan ve mevzuatla tam uyumlu kılınmasıdır. Kısmi tadilatlar, suça konu tehlikeyi ve aykırılığı bütünüyle ortadan kaldırmıyorsa düşme kararı verilmez.

İdarenin veya mahkemenin keşif icra ederek belediye fen elemanları aracılığıyla son durumu tespit etmesi zorunludur. Sanığın “belediyeye ruhsat için başvurdum” veya “yıkım kararı aldım” şeklindeki soyut beyanları yeterli değildir; fiilen aykırılığın giderildiğine dair belediye onaylı tutanak veya mahkeme bilirkişi raporu aranır.

Soru: Hakkındaki hapis cezası kesinleşen ve cezaevinde bulunan bir hükümlü, kaçak yaptığı binayı akrabaları vasıtasıyla tamamen yıktırırsa tahliye olabilir mi?
Cevap: Evet. TCK m. 184/5 hükmü “mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar” düzenlemesini içerir. Binanın tamamen yıkıldığı belediyece belgelenip mahkemeye sunulduğunda, mahkeme infazın durdurulmasına ve cezanın tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar vererek tahliyeyi sağlar.


İmar Barışı Düzenlemelerinin (3194 Sayılı Kanun Geçici m. 16) Ceza Davalarına Etkisi

18 Mayıs 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7143 sayılı Kanun m. 16 ile 3194 sayılı İmar Kanunu’na geçici 16. madde eklenmiş ve kamuoyunda “imar barışı” olarak bilinen Yapı Kayıt Belgesi sistemi ihdas edilmiştir. Bu idari düzenleme ceza davalarını doğrudan etkilemiştir.

Yapı Kayıt Belgesinin Ceza Sorumluluğunu Ortadan Kaldırma Gücü

3194 sayılı İmar Kanunu geçici m. 16/1 uyarınca, 31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için usulüne uygun başvurulup harcı ödenerek alınan Yapı Kayıt Belgesi, yapıyı kentsel dönüşüm uygulanana kadar kullanım iznine kavuşturur.

Aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan;
“Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilir.”
hükmü, idari yaptırımları ortadan kaldırmıştır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, Yapı Kayıt Belgesi alınması, yapıyı ruhsata bağlamakla eşdeğer bir hukuki sonuç doğurur. Bu sebeple usulüne uygun alınmış ve geçerliliğini koruyan bir Yapı Kayıt Belgesinin varlığı halinde sanık hakkında TCK m. 184/5 yollamasıyla kamu davasının düşmesine karar verilir.

Yapı Kayıt Belgesinin İptali Halinde Yargılamanın Seyri

Yapı Kayıt Belgesi, başvuru sahibinin beyanına dayalı olarak verilmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı veya belediyeler tarafından sonradan yapılan denetimlerde:

  • Yapının 31 Aralık 2017 tarihinden sonra yapıldığının uydu fotoğraflarıyla saptanması,
  • Başvuru formunda gerçeğe aykırı metrekare ve kat bilgisi beyan edilmesi,
  • Başkasına ait taşınmaz üzerinde yapılması, durumlarında Yapı Kayıt Belgesi idarece iptal edilir.

Ceza mahkemesi, sunulan belgenin geçerliliği hususunda tereddüt görürse veya idare belgenin iptali sürecini başlatmışsa, idare mahkemesindeki iptal davasının sonucunu bekletici mesele (CMK m. 218) yapmalıdır. Belge iptal edilirse, düşme kararı verilemez; yargılamaya devam olunarak sanığın cezai sorumluluğu esastan karara bağlanır.

Özel Kanunlarla Korunan ve Mutlak Yapılaşma Yasağı Bulunan Alanlarda Belgenin Geçerliliği

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin güncel kararlarında vurgulandığı üzere, her Yapı Kayıt Belgesi ceza davasını otomatik olarak düşürmez. 3194 sayılı İmar Kanunu geçici 16. maddesi, mutlak koruma altındaki alanları bertaraf edemez.

3194 sayılı Kanun m. 4 uyarınca özel kanun hükümleri saklıdır. Anayasa’nın 43, 63 ve 169. maddeleri ile korunan;

  • 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki 1. ve 2. derece arkeolojik veya doğal sit alanları,
  • 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamındaki mutlak kıyı bantları,
  • 6831 sayılı Orman Kanunu kapsamındaki devlet ormanları,
  • 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamındaki kamu meraları, üzerinde inşa edilen yapılar için alınan Yapı Kayıt Belgeleri hukuken geçersiz kabul edilir. Bu tür alanlarda mevzuata aykırı verilen belge, TCK m. 184 kapsamında açılan kamu davasında düşme kararı verilmesine dayanak yapılamaz. Ayrıca sanık hakkında 2863 sayılı Kanun m. 65 veya 6831 sayılı Kanun hükümleri uyarınca da ek ceza sorumluluğu doğar ve fikri içtima hükümleri uygulanır.

Soru: 2019 yılında inşa edilen kaçak bir villa için e-Devlet üzerinden gerçeğe aykırı beyanla alınan Yapı Kayıt Belgesi ceza davasını düşürür mü?
Cevap: Düşürmez. 3194 sayılı Kanun geçici 16. maddesi yalnızca 31.12.2017 öncesi yapıları kapsar. 2019 yapımı inşaat için gerçeğe aykırı beyanla belge alınması halinde belge iptal edilir; sanık hem TCK m. 184/1 imar kirliliği suçundan hem de gerçeğe aykırı beyan nedeniyle TCK m. 206 resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan yargılanır.


İdari Yaptırımlar ile Ceza Hukuku Yaptırımlarının Yarışması ve Ne Bis In Idem İlkesi

Ruhsatsız veya ruhsata aykırı bina inşası eylemi, hem idare hukukunun hem de ceza hukukunun ilgi alanına girer. Bu durum, aynı fiil nedeniyle birden fazla yaptırımla karşılaşma sorununu ortaya çıkarır.

3194 Sayılı İmar Kanunu m. 42 Kapsamındaki İdari Para Cezaları ile TCK m. 184 İlişkisi

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesi, ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapı yapanlara metrekare ve yapı sınıfı üzerinden hesaplanan ağır idari para cezaları öngörür. Aynı eylem nedeniyle fail hakkında hem belediye encümeni tarafından idari para cezası kesilir hem de cumhuriyet savcılığı tarafından TCK m. 184 uyarınca hapis cezası istemiyle dava açılır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No’lu Protokol’ün 4. maddesinde ve evrensel hukukta kabul edilen “Ne Bis In Idem” (aynı fiilden dolayı iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama) kuralı burada tartışma yaratmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay uygulaması, 3194 sayılı Kanun m. 42 kapsamındaki idari para cezasının bir idari yaptırım, TCK m. 184’teki hapis cezasının ise adli bir ceza olduğunu, normların koruduğu hukuki yararların ve yaptırım türlerinin farklılığı sebebiyle bu iki yaptırımın aynı anda uygulanmasının hukuka aykırı olmadığını kabul etmektedir. Fail hem idari para cezasını ödemekle hem de ceza mahkemesinde yargılanmakla karşı karşıyadır.

Yıkım Kararları (İmar Kanunu m. 32) ve Mühür Fekki Suçu ile İçtima Meseleleri

Ruhsatsız inşaat tespit edildiğinde belediye veya valilikçe 3194 sayılı Kanun m. 32 uyarınca inşaat mühürlenir ve “Yapı Tatil Tutanağı” düzenlenir. Bu tebligattan itibaren 1 ay içinde ruhsat alınmaz veya aykırılık giderilmezse idarece yıkım kararı alınır. Yıkım kararı idari bir tedbir olup ceza yaptırımı değildir.

Uygulamada en sık karşılaşılan içtima sorunu, mühürlenen inşaata devam edilmesidir. Belediyece mühür altına alınan inşaatın mührü sökülerek veya bozulup inşaata devam edilirse fail iki ayrı suç işlemiş olur:

  1. İmar kirliliğine neden olma suçu (TCK m. 184/1),
  2. Mühür bozma suçu (TCK m. 203).

Bu iki suçun hukuki konusu ve koruduğu menfaat farklıdır. 5237 sayılı Kanun m. 44 (fikri içtima) kuralı burada uygulanmaz; fail her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırılır (gerçek içtima).

Soru: Belediye encümeninin kestiği imar para cezasını ödeyen bir kişi hakkındaki TCK m. 184 ceza davası düşer mi?
Cevap: Düşmez. İdari para cezasının ödenmesi yalnızca idari yaptırım yükümlülüğünü sonlandırır; binayı imar planına veya ruhsata uygun hale getirmez. TCK m. 184/5 uyarınca davanın düşmesi için yapının fiziki olarak mevzuata uygun hale getirilmesi veya ruhsatlandırılması şarttır.


Yargılama Usulü, İspat Araçları ve Delillerin Değerlendirilmesi

İmar kirliliği suçuna ilişkin ceza yargılamaları, teknik verilerin ve resmi kayıtların değerlendirilmesini gerektiren özel bir usul mimarisine sahiptir.

Keşif ve Bilirkişi İncelemesinin Zorunluluğu, Hava Fotoğrafları ve Uydu Görüntüleri

Ceza mahkemesi, yalnızca dosya üzerinden veya belediyenin gönderdiği evraklarla mahkûmiyet kararı kuramaz. Yargıtay’ın bağlayıcı yerleşik kararları uyarınca olay yerinde keşif yapılması zorunludur. Keşif heyetinde inşaat mühendisi, mimar ve harita kadastro mühendisinden oluşan uzman bilirkişiler yer almalıdır.

Keşif ve bilirkişi incelemesinde şu hususlar tereddütsüz aydınlatılmalıdır:

  • Yapılan imalatın 3194 sayılı İmar Kanunu m. 5 anlamında “bina” vasfı taşıyıp taşımadığı,
  • İmalatın ruhsat gerektiren işlerden mi yoksa basit tadilat kapsamında mı kaldığı,
  • İnşaatın yapıldığı taşınmazın imar planındaki durumu, belediye sınırları veya özel imar rejimine tabi alanda kalıp kalmadığı,
  • Suç tarihinin belirlenmesi amacıyla Harita Genel Müdürlüğü veya ilgili kamu kurumlarından temin edilecek stereoskopik hava fotoğrafları ve uydu görüntülerinin incelenmesi.

Özellikle inşaatın tamamlanma tarihinin ve zamanaşımının tespiti açısından tarihsel uydu görüntüleri birincil delil kuvvetine sahiptir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme, Uzlaştırma ve Önödeme Kurumlarının Uygulanabilirliği

  • Görevli Mahkeme: 5237 sayılı TCK m. 184 kapsamındaki suçlar için öngörülen ceza miktarı (1 yıldan 5 yıla kadar hapis) nazara alındığında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
  • Yetkili Mahkeme: Suça konu taşınmazın ve yapının bulunduğu yer mahkemesidir (CMK m. 12).
  • Uzlaştırma: TCK m. 184, 5271 sayılı CMK m. 253’te sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından ve kamu düzenine karşı suçlardan olduğundan uzlaştırma kapsamı dışındadır.
  • Önödeme: Kanunda öngörülen hapis cezasının alt sınırı 1 yıl, üst sınırı 5 yıl olduğundan 5237 sayılı TCK m. 75 uyarınca önödeme hükümleri uygulanamaz.
  • Seri Muhakeme Usulü: Bu suç, CMK m. 250 kapsamında seri muhakeme usulüne de tabi değildir; genel yargılama usulü uygulanır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Seçenek Yaptırımlara Çevirme

Yargılama sonunda suçun sübut bulması ve sanığın TCK m. 184/5 uyarınca aykırılığı gidermemesi halinde ceza yaptırımları devreye girer:

  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması ve cezanın 2 yıl veya altında belirlenmesi şartıyla 5271 sayılı CMK m. 231 uyarınca HAGB kararı verilebilir. Ancak imar kirliliği suçunda kamunun uğradığı somut bir maddi zarar bulunup bulunmadığı tartışılmalı, aykırılık giderilmemiş olsa dahi kişilik özellikleri olumlu sanık hakkında HAGB değerlendirilmelidir.
  • Hapis Cezasının Adli Para Cezasına Çevrilmesi: TCK m. 50/1-a uyarınca, takdir edilen kısa süreli hapis cezası (1 yıl veya daha az süreli hapis) failin kişiliğine ve sosyal durumuna göre adli para cezasına çevrilebilir. Temel ceza alt sınırdan (1 yıl) belirlenip takdiri indirim (TCK m. 62) uygulandığında ceza 10 aya düşeceğinden adli para cezasına çevrilme imkânı doğar.
  • Cezanın Ertelenmesi: TCK m. 51 uyarınca 2 yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası, geçmişteki kasıtlı mahkûmiyetleri ve mahkemedeki tutumu gözetilerek ertelenebilir.

Soru: İmar kirliliği davasında sanık duruşmalara katılmazsa mahkeme karar verebilir mi?
Cevap: TCK m. 184/1’deki hapis cezasının alt sınırı 1 yıl olduğundan sanığın savunması alınmadan hüküm kurulamaz. Sanık usulüne uygun davetiye veya zorla getirme kararına rağmen gelmezse hakkında yakalama emri düzenlenir; savunması bizzat mahkemece tespit edildikten sonra yargılama tamamlanır.


Copyright 2024